Yukarı Durak Büyük Mahalle Cileni Zğem Ulya TARİHİ En Yeni.

ARDEŞEN YUKARI DURAK ( ZİGEMİ-ULYA CİLENİ ZĞEM  ) KÖYÜ İLE İLGİLİ TARİHİ İNCELEME. GÜNCELEŞTİRİLMİŞ  01.08.2014  TARİH’ÇESİ; 

 Rize’ye bağlı Ardeşen ilçesi tarihi geçmişi açısından diğer sahil kasabalarından daha farklı bir konuma sahiptir. Adından da anlaşılacağı üzere, sahil şeridinde yer alan bu şirin ilçenin ardı şendir. Sahile paralel olarak uzanan ve basamak basamak yükselerek Kaçkar Dağlarına yükselen dağ silsilesinin derin vadilerle yarılmış, yamaçlarında geçmişi çok eskilere kadar uzanan çok sayıda yerleşim alanları yer almaktadır. Bu yerleşim alanlarının tarihi geçmişleri hakkında çok az bilgiye sahibiz. Buna rağmen yine de bu yerleşim alanlarının Bölgenin, hatta Anadolu’nun tarihi geçmişi ile yakından ilgili olduklarını söylemek mümkündür. Anadolu’daki tarihi değişikliklerin ve medeniyet farklılıklarının izlerini açık ve gizli olarak günümüze kadar taşıyarak varlıklarını devam ettirmektedirler.  Bölgede, kendi mevzuumuz olan Ardeşen’in coğrafi sınırları içerisinde yer alan bir çok yerleşim alanları mevcuttur. Tespitlerimize göre, Ardeşen ilçesi içinde yer alan ve incelememize konu olan YUKARIDURAK KÖYÜ, tarihi, sosyolojik ve kültürel yönden incelenmeye değer bir yerleşim birimidir. Çünkü, Yukarı durak Köyü çok eski geçmişe sahip Ardeşen’in ana “anaç” köylerinden biri ve en önemlisidir
Bugün Ardeşen halkını oluşturan insanların büyük bir bölümü bu köy kökenlidir. Asırlar öncesine dayanmasına rağmen geleneksel akrabalık bağı günümüze kadar devam etmektedir
Ardeşen ilçesinin sahil boyunda yerleşim, çok eski tarihlere kadar gitmez. İlçeye sahil boyunu takip ederek gelen Kafkas kökenli insanlar ve diğer bölgelerden gelenlere göre YUKARIDURAK, AŞAĞIDURAK köyü kökenliler büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadır. Köyün geçmiş tarihi ile ilgili olarak çeşitli bilgiler ileri sürülmekle birlikte, kesin bir tarihçeyi ortaya koymanın imkânsızlığı ortadadır. Kısaca, Anadolu tarihi kadar zengin bir geçmişe sahip olan köyün Anadolu’da hakimiyet kuran medeniyetlerin değişkenliklerinin izlerini taşıdığı tahmin edilmektedir. Hititler, Kimmerler, Persler, Yunan Kolonileri dönemi, Doğu Roma Pontus, Altın ordu dönemlerini yaşayan köy, 1461 yılında fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirilen Fetihten sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.

KÖYÜN TARİHİ HAKKINDA KÖY HALKININ AKTARDIĞI BİLGİLER

1-Ardeşen’in ilk yerleşim birimi Yukarı durak köyüdür. İlçede ve diğer köylerindeki yaşamı bu köyden göç edenler başlatmışlardır.
2-Yukarı durak Köyünün Büyük mahalle bölümünde bulunan eski caminin dört yüz yıldan daha fazla bir tarihe sahip olduğu söylenmektedir.
3-Üç kuşak, dört kuşak ötesinin kime ait olduğunu bilmedikleri tarihi mezarlar vardır.
4-Köyün belli bir tarihini paylaşan asırlık ve daha eski tarihe sahip, insan eliyle dikilmiş, yetiştirilmiş gürgen ağaçları vardır.
5-Hilali mevkiinde eskiden kalma insan emeği ile yetiştirilmiş, insan beli kalınlığındaki üzüm tarihi özellik taşımaktadır.
6-Hilali Düzlüğü’nde Ruslar’ın işgal döneminden kalma geçici iskân kalıntıları ve duvarlar vardır.
7-10 Mart 1918 tarihine kadar belli bir dönem Rus işgaline uğramıştır. O dönemdeki yaşlıların Rusça bilmeleri, işgal döneminin daha az zararla atlatılmasına vesile olmuştur.
8-Osmanlı arşivlerinde ZIĞEMİ ULYA “köyün eski adı” ile ilgili: yayla otlama şartnameleri, toprak alım satımı, miras bırakma belgeleri birer fotokopisinin Yukarı durak köyü eski muhtarlarından merhum Mustafa KALYONCU (Sarı tabak)’da olduğu tespit edilmiştir.
9-Köydeki göç olayları: Altmış, yüz, ikiyüz yıl önce Büyüktaş (Kvafadidi) korkusundan olmuştur. Bugün de aynı korku yaşanmaktadır. “Ya büyüktaş koparsa! Ya büyüktaş evlerimizin üstüne düşerse!” (Bu sebepten köyden göçerek Ardeşen Şentepe mahallesine ailesi ile birlikte yerleşen Durmuş Süleymanoğlu dördüncü kuşaktan dedemdir.)
10-Peygamber suyu yakınındaki bir taş üzerinde oyulmuş, bir çocuk ayağı, başparmak ve at nalı izi vardır.
11-Ardeşen ilçesinin kurulduğu yer önceleri bataklıkmış. Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi olduğu dönemlerde Batum’a seyahat ederken Ardeşen’in karşısında denizde baltayla yontulmuş bir yonga görür, çevresindekilere; “-neyin nesi bu?” der. Oradakiler; “-buranın ardı şendir” derler. Yukarıdurak Köylüleri diyorlar ki; “-işte o yonga bizim köyden gitmiştir.”



KÖYDE KABİLECİLİK

Köyde altı kabile vardır:

1-Kandğular (Kalaycılar, sebalar, Hengemeler, Karticiler, Mollalar).

2-Sinaniler (Memetinalar, Kurular, Abaşiler, Badiler).

3-Celalar (Sülemenler, Hacıoğlular, Akoğlu, Zirgil, Abdioğlu ve delaliler).

4-Tabağiler (İnceoğlu, Cini, Kalyancuoğlu, Cemali, Çürdina, Alişani).

5-Valeriteler (Köröğlu, Osmanoğlu, Arapina, Miskinoğlu).

6-Kulaberiler (Yukarıdurak Köyünde üç hanedir.)

Tabağiler, Hopa’nın Makral (Kemalpaşa) bucağından gelerek bu köye yerleşmişlerdir. Akrabanın bir kısmi Arhavi va sarpta yerleşkilendirilmiş arhavide tabağiler hatırı sayılır yoğunluktalar

Valeriteler, bu köye Yusufeli İlçesinin Barhal Köyünden gelerek yerleşmişlerdir.
Kandğular, Yusufeli dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir.
Sinaniler’in baba tarafı Erzurum dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir.
Kulaberiler bu köye Aşağıdurak Köyünden gelerek yerleşmişleridir.
Celalar da aynı yolları izleyerek bu köye yerleşmişlerdir.
Köyde kabilecilik gün geçtikçe önemini yitirmektedir.

KABİLELERLE İLGİLİ TESPİT EDİLEN BAZI EFSANELER( kaynak kabilelerin ileri gelenleri )

UZUN ADAMIN EFSANESİ " TABAĞİ VANLAĞİ"

Tabağiler’den bir uzun adam varmış adına vanlaği denirmiş... cemelilerden Boyu üç metre imiş... On iki kilometre uzaktaki bir tepeden yayladaki annesine bağırırmış:
“—Anne yemeği hazırla, geliyorum!..”
uzun adamın sesini annesi duyar, yemeği hazırlarmış... Yemeğini tahta kepçe olan kopayla yermiş
Şimdi Yukarıdurak Köyü Büyükmahalle mevkiinde yolun kenarında, yol yapımı dolayısıyla tahrip olmuş bir mezar vardır. Köylüler;
—Bu mezar Uzun Adam Vanlağin’ın mezarıdır” diyorlar...

Tabağilerden yine incoğlu ali denen merhum şahız gücü küvetiyle anılırmış sel sularıyla büyüyen derelerden iki kolunda bir sırtında ve bir omzunda olmak üzere dört kişiyi karşıdan karşıya ,yaylalarda kara taştan yaylalar yapılır köşeye konan 250-300 kg taşları tek başına taşırmış. Yine kopayla (Tahta kepçe ) eve giren çakalı ve el köprüsüyle ayıyı öldürmesiyle bilinirmiş

SİNANOĞLU EFSANESİ

Kandğu kabilesi koyunlarını otlatması için Erzurum dolaylarından bir çoban tutarlar. Bu arada Valeritelerin bir kolu olan iki kazak aile Yukarıdurak Köyü’ne gelerek yerleşir. Kazak ailelerden birisi, Kandğuların çobanına kızını vermek istemektedir.. Bu durum çobana duyurulur... Çoban bu durum karşısında:
“—memleketime gideyim. Anama danışayım. Babama danışayım. Onların gönül rızalarını alayım. Ondan sonra geleyim. Allah’ın izni ile evlenelim” der.

Kazak aileler:
“—Sen gidip gelmeyeceksin. Bizi aldatıyorsun” derler. Koyun sürüleri sahibi olan Kandğular da:
“—Sen herhalde usandın bizim burdan. Koyunlarımızı bırakıp gideceksin. Daha dönüp gelmezsin bizim buralara” derler. Çoban da onlara şöyle cevap verir:
“—İlk sözüm; Allah’ın izniyle diyorum. Gideceğim. Geleceğim. Beni bir sınarsız!..” demiş.
“—Olur” demişler. Çobanın yol hazırlığını yapmışlar. Köyün tepesine kadar gidip çobanı uğurlamışlar. Yolcu etmişler. Kimi demiş:
“—Gelir!” Kimi demiş:
“—Gelmez!”

Aradan günler geçmiş... Bir de bakmışlar ki çoban çıkmış gelmiş. Kesilen söz üzerine düğün yapılmış. Ondan sonra da çobana:
“—Sinan”
“—Sinanilan” adları takılmış... Onun töreklerine de “Sinaniler” demişler.

Yukarıdurak Köyü’nde Işıklı’da , Siyat’da, Zulğhe’de, Sinan’da üçyüz hane Sinani yaşamaktadır. Yukarıdurak Köyü dışında, Sinaniler’e bağlı alt kabileler şunlardır:

“Kamburiler, Karagözlüler, Topcuoğlular, Buçaniler, Ahmedoğlular, Hatipoğulları, Özyanıklar, Hacıbayraktaroğulları...”

Sinanı kabilesi hatırı sayılır sayıda ve ulya köyünde etkinliği ile büyük kabilelerindendir.

Bir Diğer Bilgi: kaynak Emekli Öğretmen Ahmet ÖZYANIK ve arkadaşları

Sinaniler: Memetinalar, Kurular, Yanuğıler, Tatarı, Kortu oğulları,       (Abaşiler ve  Şerifiler Ortak adları ) ÖNDER ler  dır.

Köylü kendi hayvanını kendisi bakar ve rivayette bahsedilen paralı çoban tutma diye bir alışkanlık yoktuve bilinen bir kültürün varlığından pek söz edilemez.  Ancak: Keçilerin kuzuların ayırım zamanı gelince kuzular ve sağılmayan keçiler için bir araya gelinip kısır yatağı diye nitelendirilen yere götürülüp sahipleri tarafından 10 ar ve ya 15 eş gün değişerek çobanlık yapılırdı.

Sinaninin; Erzurumdolaylarından Cileni Zğeme taş duvar ustası olarak geldiği genellikle yaz aylarında buradabulunduğu, sonbaharın sonuna doğru memleketi olan Erzurum’a gittiği sanatını icra etmek ve para kazanmak için İlkbahardayeniden bu yöreye geldiği rivayet edilmektedir. (Kaçkarları kar kapatmadan gider, baharın da buzullar üzerinden gelirdi.)

Bu tarihlerde Köye her yıl vergi toplayıcılargelir ancak her dönem de olduğu gibi dönemin üçkâğıtçı eşkıyalarıda Vergi görevlileri gibi kıyafetlerle haraç toplarlar ve gayrı nizami gelir elde ederlerdi.Bu görevlilerin köydeki lakabıiseKudigunzepe ‘’ fesi uzunlar ‘’denilirdi.)

Çok uyanık ve okur-yazar olan taş duvar ustası Sinan bu sahte görevlilere görevleri ile ilgili Ferman anlarının olup olmadığını varsa da kendilerine bunu göstermelerini ister. Lakin sahte vergici kudigünzeler bunu gösteremez ve sahtekârlıkları ortaya çıkar, bunun üzerine Sinan silahınıçekip bir daha buralarda sizi görürsem ayaklarınızı sıkarım diye tehdit eder, bunun üzerine Adamlartopladıkları paraları da bırakıp giderler. Bu durumdan memnun olan köy ileri gelenleri evlenip buraya yerleş dediler.  (Beni sınarsınızolayı burada başlıyor. Anlatılan bu olayın bundan sonrası doğrudur. )  ancak kandğu değil de Valerite lerin kızı ile evlenip köye yerleşiyor.

 Palivata yanuğı Hüseyinin oğulları (Murtaza, Osman, yeğenleri Kasımoğlu Muhammet ) gelip yerleşiyorlar. Bir kardeşleri İsmailde köyde kalır.   İsmail Tatarların dedesidir.  İşıklı ve Siyat daki Yanuğıler  Palivattan (Sinanköyden gittiler.Yanuğılerden Artvin Borçka da birçok aile vardır.

Palivat Sinan köyün ismi de Sinan dan geldiği bilinmektedir.

 

MAKRİNİN İNEĞİ

Tabağiler’in Yukarıdurak Köyü’ne gelip yerleşen ataları Makral’dan geldiği için, bunlara “Makri” lakabını takmışlar.

Makri’nin çok yaramaz, asabi huysuz bir ineği varmış... Komşuların tarlalarına girer onlara zarar verirmiş... Tüm komşular bu inekten şikayetçi imişler....

Ama sadece Makri’nin ineği mi yaramazmış. Hayır. Bazı komşuların inekleri de aynı yaramazlıkları yaparmış.

Yine tüm komşular bir başka ineği değil, Makri’nin ineğini suçluyorlarmış.

Bir gün Makri’nin kafası bozulmuş ineği keserek etini bir güzel komşularıyla yer derisinideKança dedikleri  ‘’ağaçtan duvara yanı darabaya çakılıp askı olarak kullanılıyordu’’ asar.    

Bu arada komşunun birinin tarlasına bir başkasının inekleri  zarar vermeye devam ediyor. Komşu bağırmış:
“—Bu inek kimindir”
Bir başka komşu:
“—Makri’nin ineğidir!”
Öteden Makri hiddetle karşılık vermiş:
“—Benim inek çok tandır et olalı derisi ise kançada  asılı... hala biliyorlar ki Makri’nin ineği zarar peşinde

(O söz Şudur: Markı puci kança celvobundo ğolo lavadidoloğeni) 

PEYGAMBER SUYU EFSANESİ

Suların en soğuk suyu... Buzlardan daha buz... Sal bir kayanın dibinden kaynayarak yer üstüne çıkıyor... Şarkı söyler gibi bir sesle... Türkü söyler gibi bir sesle...

Yaz ortasında bile soğukluğundan hiçbir şey kaybetmiyor... Berrak mı berrak!.. Duru mu duru!..

Efsaneye göre :Bir zamanlar kendini bilmez, aklı ermez bir çocuk bu suyun içine tuvaletini yapmış... Bu su insanları, hayvanları çok severmiş... O kadar çok severmiş ki, onlar yaylaya gelince çağıl çağıl çağlayarak akarmış... yayladan gittiklerinde hemen kururmuş, gidişlerine üzüldüğü için... Çocuğun bu kötü hareketine öfkelenen Peygamber suyu, o günden sonra hiç akmamış...

Gelen insan yalvarmış, akmamış...

Aradan iki yıl geçmiş... Ulemadan insanlar toplanmışlar. Dualar etmişler, Allah’a yalvarmışlar.. yakarmışlar. Dualar etmişler, Allah bunların dileklerini kabul etmiş... Peygamber suyu insanlarla, hayvanlarla barışmış ve yeniden kaynayarak akmaya başlamış.

O gün bugündür, insanlar, hayvanlar o kutsal suya saygı duymuşlar, sevmişler Peygamber suyunu... Peygamber Suyu’da onları sevmiş, daha çok sevmiş... Sevginin simgesi olmuş. Tobabzga yaylasına gidenlerin mola yeri sırt yaylada yavukluların yürüdüğü yol olmuş su olmuş rahmet olmuş yazın sıcağında yoldaş olmuş peygamber suyu

Ancak Peygamber suyu ile ilgili olarakanlatılan diğer bir tespit daha vardır: Çocuk ile bir ilgisi yoktur. Köylülerbu suyu toprak üzerinden açılan kanalla Sırt yaylaya getirdiler getirilen su ile ahırlarve evleryıkanırdı (oğere şğamtey) ayrıcatuvalet suyu olarak ahır içinde kullanılıyordu. Bu sebeple su kesiliyorçözüm olarak yaylaya gelen kanalı iptal etmek düşünüldü ve peygamber suyu yeniden akmaya başladı. Hatta suyun kanalla geçirildiği yerlere  bugün bile GERGİ diye adlandırılmaktadır   

Suyun yanında bir taş vardı. Bu taşın üzerinde keçi veya koyun ayak izleri ve köpek ayak izleri vardı. Bir de başka bir taşüzerinde ise ayak izi mevcuttu. Bu ayak izinden dolayı Peygamber suyu denildi.

Bu taşlar defineciler tarafından kayalıklardan yuvarlatıldığı ve harap edildiğide söylenenler arasındadır defineciler bu izleri.,defineişareti olarak değerlendirilmiş defien aramaları yıllar yılı bu yaylalarda sürmüştür.  Ayak izi 15 sene öncesine kadar burada bulunuyor idi.  Hayvan izleriniise 30 yıl önce yine kötü niyetli kişi veya kişilerce.(Halt edilmiş.) 

 

ÇELA EFSANESİ  “ Yedi veren “

Zamanın bir yerinde, çok çok eski zamanlarda dağın birinde bir kadının kellesini kesmişler. Yuvarlamışlar kadının kesik başını dağdan aşağıya... Çela uzatmış dallarını tutmuş kesik başı bırakmamış aşağılara...

Kesik baş dile gelmiş, dua etmiş, dilek dilemiş çela için Tanrı’dan:
“--Yılda yedi kez meyve versin Çela Tanrım!..” demiş. Dönmüş Çelaya kesik baş:
“-- Yılda yedi kez meyve veresin!” demiş.

Tanrı kesik başın duasını, dileğini kabul etmiş. Güne dek yılda bir kez meyve veren Çela, o günden sonra yılda yedi kez meyve vermeye başlamış.

Diğer adı Cennet meyvesi.

Siyahın mora yakın olan renginde bir meyve. Namaz tespihlerine dizilmiş boncuk büyüklüğünde. Tadı ekşimtrak. Güz mevsiminin son dönemlerine doğru tatlılaşıyor.ayı yiyor Kurt yiyor, kuş yiyor,ben de yedim Tomğorma tepelerinde. Efsanesi acılarla dolu... Tadı hoş bir meyve Çela.

KÖYÜN COĞRAFİ KONUMU

Yukarıdurak Köyü, Yukarıdurak vadisinin iki yamacında , dağınık şekilde kurulmuş bir köydür. Arazinin eğimi ve engebesi fazladır.

Köyün kuzeyinde; Sinan Köyü, Aşağıdurak Köyü. Batısında; Çayırdüzü Köyü. Güneyinde; Topluca Köyü ve yaylası, Yusufeli yaylaları. Doğusunda; Tunca Köyü ve mezraları vardır.

Belli başlı tepeleri şunlardır: Çatak, Duatepesi, Kaygantepe, Rüzgarlıtepe, Güneşlitepe, Perilitepe, Kolonitepe, Çivitepesi, Camitepesi, Zizeni tepesi, Ğvandi tepesi, Kirsula tepesi. Cilekteri tepesi.acelatağeri tepesi indra tepesi

Köyün gölleri yayla bölümünde toplanmıştır: Osmanoğlu gölü, Yeşil göl, Sandal gölü, Göleteği gölü, Karapogar gölü, Borovan gölü, Soğanlı gölü, Çifte göl.

Fırtına Çayı’nın bir kolunu oluşturan Yukarıdurak deresini besleyen bir çok küçük dereler de vardır: Kızılağaçkavuğu (tğonbu ruba ) deresi, Yanukırık deresi, Otyamacı ( Çayırı düzi Ruba ) deresi, Ambarderesi,(Bağu ruba ) eğirmendere, Taşlık deresi, Kök deresi, Kaynardere, Taşderesi, Zimati deresi, Kürdoğlu deresi, Senevati deresi. Karmate ruba deresi

Köyde Karadeniz iklimi egemendir. Ocak ve Şubat ayları karlı geçer. Mart ayı genellikle sisli geçer. Ağustos ayı ise Siz ve yağmurludur

Köyün her tarafı ormanlarla çevrilidir. Bir orman köyüdür. Kızılağaç, gürgen, kestane, ıhlamur, komar, tek tük çam ağaçları bulunur.

Son nüfus sayımına göre Köyün 1800 kişilik nüfusa sahip olduğu anlaşılmıştır.

İki binden fazla nüfus da köyden göç etmiştir.

Köyün dört mahallesi vardır: Büyük mahalle, Dere içi, Yenice, Kayabaşı. Küçük mahalleler : Tobari senevati haliçona seba mah zimeti ve ğağana

KÖYDE HAYVANCILIK

Köyde hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Eski tarihlerde yaylacılığa bağlı olarak yürütülen hayvancılığın günümüzde ekonomik değişiklikler ve şehirli köylü yaşantının getirdiği mecburiyetlerden sebep, önemini eskiye oranla kaybetmiştir. 2013 tarihiyle yok denecek kadar azdır

Genellikle büyükbaş hayvan, koyun, keçinin sütünden yararlanıyorlar. Yoğurt, süt, kaymak, peynir, yağ, minci, ayran olarak değerlendiriyorlar. Dün katır ve at sırtı ile gerçekleştirilen yaylalara ulaşım; bugün yaylalara yolların bağlanması sebebiyle arabalarla yapılmaktadır. Yaylalara olan rağbet son yıllarda artmaktadır. Köyden yüzyıllar önce göçerek şehre yerleşen birçok vatandaş yaylalarda yazlık konutlar yaptırmakta ve doğal güzelliği bakımından eşsiz olan yaylalardan çeşitli yönlerden istifade etmeyi düşünmektedirler. Son çobanlardan Ömer yılmaz “ kortu “ Rahmetli olmasın dan sonra tamamen küçük baş hayvancılık ölmüştür

ARİCİLİK

2013 de ise köyde ve ilçe de oturan halk doğal bala olan talep ve ekonomik kazanç sebebiyle ciddi şekilde yapılmaktadır. Yerleşim Yerlerine ve sahile yakın yerde üretilen bal kestane yaylada üretilene ise Kaçkar dere nektarı diye adlandırılır ve makul ve iyi olan yüksek yerlerde üretilen ballardır.Ve Samimiyetle üretilen ballar anzer balı kalitesine denk ballardır. Kara Kovan balcılığı Çok Az Olup Fenni Kovanla Arıcılık yapılmaktadır. Arıcılıkta En büyük sorun ise AYI dir.

KÖYÜN EKONOMİSİ

Köyün ekonomisi başlığı altında köy halkının dolar ve mark tasarrufu üzerine yoğun ağırlık verdiğine değinmeden geçemeyiz. Hemen hemen döviz tasarrufu olmayan bir hane yoktur. Çünkü halkın çoğunluğu yurt dışında çalışmıştır, çalışmaya da devam ediyorlar. Bu ülkeler; ABD, Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Libya, Arabistan.İsrail Kazakistan vs

Hayvancılık konusunu ayrı başlık altında aldım, ama burada çoğunluk şehirden otu parayla alarak hayvancılık yapmaktadır. Her yıl bu köyden elli-altmış kadar hayvan da ilçe pazarında satılmaktaydı ama şimdilerde bu alış veriş kültürü de kalmamıştır.

Köydekiler de hayvan yiyeceği otu zor şartlarda elde etmektedirler. Üç saat mesafeden insanlar kendi sırtlarıyla ot taşıyarak hayvanlarına yediriyorlar. Bu gün ise otlaklar çaylıklar yanı hayvancılık tamamen yok olmuş hayvan beslemek için sarf edilen mesai ve yük taşıma olayı tamamen ortadan kalkmıştır.

Daha çok gübre elde edebilmek için yine sırtıyla taşıdıkları eğreltiotu ve ağaç yapraklarını hayvanların altlarına sararak gübreyle karışımı sağlıyorlardı ancak bu gün. Yine bu çalışma alışkanlıklarından eser kalmadığı gerçeğidir

Gübreleri sepet içinde sırtlarıyla tarlalarına taşıyorlar. Çay bitkisi için ayrıca Avrupa gübre satın alarak kullanıyorlar. (Çay konusuna tarım bölümünde değinildi.)

Köyün yakacağı odundur. Köy ormanından sağlanıyor. Kuzine sobalara depo ve demir borular eklenerek mutfak ve banyolara sıcak su akıtma olayını başarmışlar.

Eskiden kara hızarla yakın il ve ilçelerde kereste biçerek geçimlerine katkıda bulunuyorlarmış...
Modern hayvancılık yapılmıyor. Suni tohumlama rağbet görmüyor.
Çay alım evlerinde çay fabrikalarında çalışan içiler de var bu köyden.
Köylü çay ve hayvan satıyor. Karşılığında Un, yağ, giyim eşyası, beyaz eşya... satın alıyor.
Köyde hemen her evde renkli televizyon ve çeşitli elektronik eşyalarla beyaz eşya vardır. Eskiden sadece muhtarın evinden yapılan haberleşme şimdi her eve bağlanan telefonla yapılmaktadır.
Köy ulusal elektrik sistemine bağlıdır. Bazı evlerde jeneratör bulunmaktadır.
Evlere terkos su bağlantısı vardır. Yatak odalarında ısıtma sistemi yoktur. Köyde küçük ihtiyaçları karşılayacak bakkallar vardır.
Çok sayıda (hemen her hanede) ağaç kesim motorları vardır.

Köy 300 hane olup mahalleleri ayrı muhtarlık istemektedir. Ancak bu konuda mahalleler arasında derin görüş ayrılıkları mevcuttur. Görüş ayrılıkları 2013 Türkiye sin de hala devam etmekte birlik beraberlik bir türlü sağlanamamaktadır. Umut bağlanan genç nesil ise ne yazık ki bu kısır döngüyü kıramamakta ve banane dercesine köyün yazgısına derman olamamaktadır. 2013 zğeminde kvaşuba mahallesi köyden ayrılarak kendi muhtarlığını kurmuştur.

TARIM

Köyün temel geçim kaynağını çay üretimi oluşturmaktadır. Yıllık ortalama 800 tonun üzerindedir. Üç sürüm dönemi çay toplanır.

Köyde ikinci sırayı alan karalâhana üretimidir. Hemen hemen günlük sofraları süsler. Hayvan yiyeceği olarak da kullanılıyor.

Mısır ve fasulye üretimi üçüncü sırayı almaktadır. Fasulye üretimi köyün ihtiyacını karşıladığı halde, mısır üretimi köyün ihtiyacını karşılamamaktadır. Çay üretimi köyde başlamadan önce birinci sırayı tutan ürün mısırmış. Ama, bugün mısır tarlaları yerlerini çay bahçelerine terk etmiştir.

Hayvan ve insan yiyeceği olarak üretilen kabak da ihtiyacı karşılamaktadır.

Üretimi yapılan ancak ihtiyacı karşılamayan ürünler şunlardır: Patates, patlıcan, biber, soğan, ıspanak, pancar, marul, maydanoz.

Şu meyveler üretilmektedir. Elma, armut, kiraz, ceviz, dut, erik, muşmula, kuruyemiş, incir, fındık, hurma, ayva, siyah üzüm.

Son zamanlarda Kivi meyvesi tarımcılığı ticari anlamda yapılmaya başlanmıştır. Ne yazık ki yine köy halkı bu konuda bilinçli olma çabası göstermemekte ilçe kivi tarımcılığın çok gerisinden gelmektedir

 

BALIKÇILIK

Köyün derelerinde  kırmızı benek alabalık vardır.son zamanlarda suni alabalık üretimi yapan havuzların selle boşalması nedeniyle doğal derelerde suni alabalık nesli çoğalmış bu sebeple kırmızı benek alabalık nesli de bu yüzden yerleşim bölgelerinde azalmıştır  Köylüler zaman zaman alabalık avlıyorlar. Köylünün deniz balığına karşı fazla düşkünlüğü yoktur. Hamsi ve hamsıdan yapılan bir çok yiyecekten habersizdirler

ULAŞIM

Köyün Ardeşen ilçesine uzaklığı 27 km.dir. Köyüm ilçeye bağlayan yolun büyük bir kısmı betonlanmıştır. Bu bu yolun büyük bir kısmı dere içine mevki ne kadar sıkıştırılmış asfaltla  kaplanmıştır Köyün yaylalara olan yol bağlantısı kesintilerle de olsa sağlanmış durumdadır. Yolun yaylalara bağlantısı önemli kazanımları sağlamasına rağmen bazı kayıpları beraberinde getirmiş; doğal güzellikler ve orman tahrip edilmiştir.

Köye ulaşım hemen her gün yapılmakta, özel araçlar ve dolmuşlarla köyden şehre ve şehirden köye gidip gelme imkanına sahip olan köylü, Köylü-şehirli hayatını bu ulaşım sayesinde sürdürmektedir.

KÖYDE SANAYİ VE ÇEŞİTLİ EL SANATLAR

Bir kalaycı, bir demirci, bir elektrikle çalışan un değirmeni, otuz kadar su ile çalışan un değirmenleri,i altı adet Çaykur’a bağlı çay alım evleri, altı adet özel sektöre ait çay alım evleri, kereste atölyesi var.

KÜLEK (KUĞA)

Çam ağacının bedevresınden ( hartoma ) yapılıyor. İçinde yağ, peynir saklanıyor.
“Çam ağacı dağda,
Bulunur mu dalsız?
Dünyada yok mu,
Benden ikbalsız?”

SEPET

Kestane ve fındık ağacından yapılıyor. Gübre, çay, mısır, et, yaprak, kabak, lahana, taşıma işlerinde kullanılıyor. Yine sepet sanatını teneke sepetler yaparak öldürmüş olduk

KOLO

Çam ağacının kabuğundan yapılıyor: İçinde peynir saklanıyor.

ELEK

Bütün parçaları ağaç malzeme olan elek yaparlarmış eskiden (ölmüş bir el sanatı).

DEMİR İŞLERİ

Orak, kopli, kazma yapılmaktadır. Bugün bunların hiç biri yapılamamaktadır

EL İŞİ (ÖRGÜ)

Kazak, çorap, masa örtüsü, peçete, atkı, başlık, eldiven... Örülmektedir.

ÖRGÜ TEZGÂHI (DODVALONİ)

Eskiden dodvaloni denen örgü tezgâhlarında kendirden gömleklik, pantolonluk kumaşlar örülürmüş. Bu günde kendirden ip, halat yapımında yararlanmaktadırlar. Son 10 yılda kendir üretimi tamamen kaybolmuş ip ihtiyacı plastik çuval malzemelerinden karşılanır olmuş

MANGANA (DİBEK TAŞI DÜZENEĞİ)

İçi oyuk bir taş ve bu taşın içindeki pastayı dövmek için inip-kalkan (ayak hareketiyle) basit makineye mangana deniyor.

KORKULUK (SARİMANGANA)

Suyun hareketiyle çalışan ağaç ve tenekeden yapılmış basit düzenek.. Tarlalardaki ürünleri ve hayvanları yabani hayvanların zararından korumak için yapılmıştır.

ARI KOVANI YAPMA

Kara Kovan kültürü minimize olmuş şimdilerde Gürgen ağaçlarından fenni olmayan arı kovanları yapılmaktadır.

EĞİTİM VE KÜLTÜR DURUMU

Köy halkının yüzde doksanından fazlası okuryazardır. Köyde ilk defa okul 1946 yılında beş sınıflı olarak açılmış, ardından mahallelerde (Büyük mahallelerde 1966, Yenice 1971, Kayabaşı 1974) okullar açılmıştır. Bu okullarda eğitim ve öğretim birleştirilmiş sınıflarda sürdürüldüğünden dolayı eğitimin kalitesinde düşmeler yaşanmıştır. 1992 yılında planlanarak inşaatı daha sonra tamamlanan ilköğretim okulunun açılmasından sonra eğitim ve öğretim kesintisiz yürütülmeye çalışılmaktadır.2000 den sonra daha iyi eğitim adına ilçe merkezine göçler başladı ve birçok öğrenci ilçe merkezindeki okullarda eğitim görmekte

Okullardan toplam 2000 civarında kişi mezun olmuştur. Ayrıca okuma-yazma kursları bitirenlere de belgeleri verilmiştir. Orta öğretime devam eden öğrenci sayısında büyük bir artış vardır. Köyden yetişerek çeşitli mesleklerde görev yapan çok sayıda okumuş insana sahip olan Yukarı durak Köyünün gurbetle bağlantısı çoktur. Yetişmiş insan sayısı bakımından oldukça ön sıralarda yer alan Köyün; hukuk, Tıp, Eğitim, Turizm, İşletme-İktisat, Mühendislik, Gazetecilik, Polis, hemşirelik dallarında yetişmiş çok sayıda insanı vardır.

KÖYDE ANLATILAN BİR FIKRA;

KORTÜ OSMAN, AYI VE İTLER

 Merhum Kortü Osman, çok eskiden köylü kıyafetleriyle ayağında çarıklar şehre gider. Giyimiyle kuşamıyla tamamen bir köylüdür... bir kahvede otururken şehirliler bunu alaya alarak söz atarlar:

“—Bugün dağdan bir ayı kaçmış, şehrimize gelmiş.”

Kortüşi Osman sözün kendisine atıldığını anlar ve hemen cevap verir:

“—Hayret!.. Bu kadar itin içine nasıl gelmiş?”

DEVAMİ -------)

2..

 

KÖYÜN YETİŞTİRDİĞİ ŞAİRLER

 REŞAT ÖNDER:

1964 yılında Yukarı durak Köyü’nde doğdu. Öğretmelik yapan Reşat önder köyün Edebiyatla uğraşan ilk insanıdır Bir şiir kitabı yayınlandı: ÜÇ BAYRAM ŞİİRLERİ.

 

RECEP ÖZTABAK

1965 yılında Bursa da doğdu. Emniyet Müdürü  olan Öztabak göerevi sebeiyle Dünyanın birçok ülkesinde bulundu ayrıca 3 yıl Rotterdam başkonsolosluğunda da diplomat olarak görev yapmıştır bu ülkede yayın yapan  dergilerde makaleleri şiir ve yazıları yayımlanmıştır ‘’ YİĞİTLİĞİMDE TEKME İZİ ‘’ adlı şiir kitabi yayımlandı. Amatör olarak halk müziğiyle de uğraşmaktadır ve ‘Gurbet zambağı ve hormonsuz türküler ‘’ adlı albümleri vardır

 
KÖYDE YÖRESEL AŞIKLAMA ŞİİRLERİNİ EZBERİNDE TUTARAK SÖYLEYEN KİŞİLER:

1-Süleyman KURU

2- Hasan NİŞANCI (Delali)

3-Mustafa ÖNDER (Rota)

4-Mustafa KALENDER (Miskini)

SİYASET NE ALEMDE

Bu köyde siyaset zevktir... Kim ne söylerse söylesin!.. Muhtarlık seçimleri bile entrikalarla geçer

Yukarı durak Köyü’nden yaşlı bir köylünün çizdiği siyaset anlayışı şu.

“Cenazemize, hastamıza, düğünümüze hep birlikte koşuyoruz... Birbirimizin tabutunun altına giriyoruz... Siyaset bizim için karşıdaki adamı hoş görmektir.”

Oy durumu sürekli kaygan durumda. Belli bir partiye saplantı yok. Köyü ziyaret eden ünlü politikacılar: Mesut Yılmaz ve Rize Milletvekilleri. Aslen Yukarı durak Mehmet Nişancı (yapaz) nin kızkardeşi olan elmas in torunu olan yazıcının başivat mahallesi zillo mehmedin oğlu olan merhum İbrahim yazıcı ANAP ve DYP millet vekilliği Bursa spor kulüp başkanlığı yapmıştır .Ayrıca Mümtaz Sinan Köyün bağlı olduğu Ardeşen ilçesinde ikinci Dönemdir belediye başkanlık görevini başarıyla yürütmektedir. İbrahim  Önder Ardeşen AKP , Emin Önder İstanbul AKP il , Yusuf ziya ÖZTABAK da Yalova AKP il başkanı AKP ( Merhum )Rıfkı Yaylacı  Yine İstanbul AKP teşkilatlarında hizmet yarışında idiler  Özelikle İbrahim ÖNDER Ve Belediye Başkanı sy Sınanın Köy Halkının hizmetinde Ciddi Gayretleri vardır . Bürokrasi de de önemli simalar vardır. Yine Arhavi kaymakamı  Muhammet Önder ve Ordu Valiliğinde çalışan Kaymakam Muhammet Öztabak yeni jenerasyonun göze batan değerleridir. Bunlardan en önemlisi. Basından yetişme Dönemin başbakanı Mesut Yılmazın basın Müşavirliği ve akabinde bir çok ANAP bakanına basın danışmanlığı yapan TRT genel müdürlük yarışında bulunan  sonrasında tekel Tuz fabrikaları genel müdürlüğün de bulunup Şimdilerde Gazi Üniversitesinde öğretim elemanı  sıfatıyla görev yapan Osman yazıcı,ve  ( Sinan Köyden ) Doğa ve Milli Parklar Genel Müdürü Ahmet Özyanık tır . Her Kabileden olmak üzere Önder kabilesinden de Hakim Savcı Polis olarak Görev yapan Bir Çok şahsiyeti mevcuttur. Bunlardan biride Başkente başarıları bilinen Avukat Lütfullah Önder dir.

KÖYDEN ÇEŞİTLEMELER

Eve girerken kapıda ayak açılıyor...

Evler genellikle iki katlıdır. Alt kat ahır olarak kullanılıyor. Çatı arasına hayvan yiyeceği ot konuluyor. Her evin yanında bir nayla var. Evler genellikle; Tuğla, briket ve ahşap...

Köyde ata ve dede ismini yaşatmaya çok özen gösteriliyor. Onun için aynı adı ve soyadı taşıyan bir çok insan var; örnek. On kadar Osman Önder, on kadar Hatice Nişancı... Bu yüzden mektup sahibini çok geç buluyor.

Her şey insan sırtıyla taşınıyor burada; odun, ot, çay, yaprak... ama her şey gibi yazının yazıldığı tarih ve zaman de eskidi sırtıyla yük taşıyan yok desek en doğrusu olur. 3 tekerlekli el arabaları ve motorlu taşıtlar insanların omuzlarından bu tür külfet ve ağırlıkları aldı günümüzde

Köyde maden araştırması yapılmış, altın ve manganez madeni olduğu tespit edilmiş...

Köyde eğitimden geçmemiş ama tecrübe kazanmış bazı köy kadınları da doğum yaptırıyorlar.

Köyde birbirine heyecanlı dakikalar yaşatan şaka yüklü mektuplar yazıyorlar.

Genellikle kış oyunları arasında; “yüzük kimde?” oyunu oynanıyor

 

ÇEŞİTLİ KONULAR

1-Yeni evli erkeğin gece oturmalarına ilk bir iki hafta içinde gitmesi hoş karşılanmaz.

2-Genellikle şöyle beddua edilir: “Allah belanı versin, hoca selanı versin.” Yada Ona Varotare

3-Tosun, inek, öküz kesen birisi komşularını et yemeğe davet eder.

4-Yukarı durakta tüm erkekler gurbeti yaşamıştır., kadınları ve çocukları çıkarsak.

5-Burada otuz beş yaşından yukarı erkekler çorap, kaşkol, eldiven örüyorlar. Şimdilerde yun mu kaldı ki örsünler millet ten beliğe ve sefaya alıştı babam nerde çorap ören nerde

6-Cereyanın kesik olduğu günlerde ölüm haberi sac boru ile duyurulur.

7-Köylülerin memura bakış açıları şöyledir: “Otuz günlük ayda yirmi dokuz gün aç, bir gün toktur.” Bu anlayış tek ekmek kapısı devlet memurluğudur hakım oldu son günlerde

8-Karasabana burada insanlar koşularak tarlalarını sürüyorlar dı

9-Martta gelin olan dertli olur.

10-Erkek çocuk doğursun diye gelinin kucağına erkek çocuk oturtulur.

YENİ YILDA EVİNE GELENİ BOŞ ÇEVİRMEYECEKSİN

Bir şey yedireceksin. Yeni yılda bir yere giderken bazısı rastlarsa uğur getirir, bazısı rastlarsa uğursuzluk getirir.

GURBETE GİDENİN ARKASINDAN EVİ SÜPÜRMEZLER

Ev halkı o gün evi süpürmez, toprak oynatmaz, çöpü dışarı atmaz, kimseye bir şey vermez.

BAZI İNANÇLAR

1-Çocuğun ağlamasını kesmek için tavuğun ilk yumurtasına kömür sürerek dört yol ortasına gömerler.

2-Yeni doğan çocuğun ağlamasını durdurmak için horoz sesi işitmemiş çam dalına ipten düğüm atıyorlar.

3-Birden fazla kişinin omuzlarında taşınan tomruğunu bebeği basmaması için bebeğin ayakları tomruğun üzerine bastırılır.

4-Eve dışarıdan getirilen etin bebeği basmaması için bebeğin ayakları etin üstüne bastırılır.

5-Mayısın durağında toprağı oynatırsan, sel alır bereket olmaz.

6-(Salı günü ağaç kesme ile ilgili bir batıl inanç vardır)

7-Ağustosun durağında ekin toplamaya gidersen bereket kalmaz, yel alır gider.

8-Son Çarşamba yola çıkmak uğursuzluktur.

9-Salı günü traş olmak uğursuzluktur.

10-Pazar günü kesilen ağaç güvelenir.

11-Cuma günü yaş ağaç kesen hayır görmez.

12-Akşam namazından sonra evin damlalığından dışarı sıcak su dökeni peri çarpar.

13-Siğil tedavi etmek için el ve ayak tırnaklarıyla yabani elmanın küçük dallarını birlikte dört yol ortasına gömeceksin.

14-Yağışlı havada tarlaya gireni yer altındaki kocakarılar kukarla yer altına çekerler.

15-Cuma günleri hastaları camide dua okutturunca tedavi olacağına inanılıyor.

16-yayla yolundaki DİLEKTAŞI’nda dilek dileğinin kabul olacağına inanılıyor.

17-Şubat ayında düğün yapanların çocuğu olmaz.

18-Düğün günü kız evinde düğüm atılmaz, atılırsa kız bağlanır.

19-Kuzgun öterse ölüm olur. Erkek çakal “ lipardi “ kimin arazisinde ulursa o haneye uğursuzluk getirir.

.

NUSKA (MUSKA)

Nazardan korkanlara, uyurgezerlere, uykuda konuşanlara, ağlayan çocuklara, yeni doğan ineklere, kötülük istenilen kişilere, sevdalılara muska takılıyor.

NAZARA İNANMA

Nazara inanıyorlar. Alaca gözlü insanlar nazarcıdır. Nazar olan inek huysuzlaşır, sütü acı olur, peynir tutmaz. Tamahçı insanların gözü tutar.

KADINLAR YOLUN ALT TARAFINDAN GİDER

Erkeğe kadının saygısıdır. Yaşça küçükler yolun alt tarafından giderler. Büyükler yolun üst tarafından giderler. Kadınlar erkeklerin arkasından yürür

YENİ EVLENENLERİ NUSKA İLE BAĞLAMA

İki şekilde oluyor: Birincisi kötülük olsun, ikincisi ise mutlu olsunlar diye.

GUGULİ KUŞU ÖTMEDEN KAHVALTI YAPACAKSIN

Guguli kuşu ilk ötmeden, sen kahvaltını yapacaksın. O öttükten sonra sen kahvaltı yaparsan o sene seni yenmiş olur. Köy halkının inancı bu... şimdi yani 2013 Tarihinde  saat 10 da kalkana helal olsun

KÖYDE SÖYLENEN ATASÖZLERİ

Isırgan kökünden gül bitmez, yine ısırgan biter.

Elin ölümü ele uyku gelir.

KÖYDEN GÖÇ EDENLERİ UĞURLAMA

Köyden göç edecek kişi komşularını davet eder. Kendisini uğurlamak için gideceği gün herkes evine gider. Arabaya yerleşip hareket edene kadar yanında bulunurlar. Akşamdan erken yetmek ne mümkün küli ağlatır komşular erken kalk ta giden vedalaşsın hatunuyla nerde

ÖLENİN ARKASINDAN ÜÇ GÜN EVİ SÜPÜRMEZLER

Ölenin arkasından üç gün evi süpürmezler - üç gün evden ayrılmazlar

GECE OTURMALARI

Gece oturmalarına davetli-davetsiz gidilir. Oturmalarda askerlik anıları anlatılır, köyün işleri tartışılır, politika yapılır. Ayrıca yemek yenir, çay içilir. Dedikodu ve köy meselelerini de unutmamak lazım

ASKERE GİDECEK GENÇLERİN VEDALAŞMALARI

Osmanlı döneminde askere gidenler vedalaşırken; “Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var” derlermiş. Bu prensiple Birinci Dünya Savaşı’na köyden birçok kişi askere alınır. Bunlardan bir anda askere alınan üç kardeşten, Tukuoğlu Mehmet, Osman ve Mustafa. Bunlardan Mustafa’nın sekiz yıl sonra köyüne döndüğü bilinir.

İstiklal savaşına katılmış ve madalya almış gaziler şunlardır:

1-Mehmet Nişancı ( Çivi Badı )

2-Mustafa Yazıcı

3-Mehmet Öztabak.

Şimdiki gençler askere giderken ev ev köyü gezerken vedalaşırlar. Askerlik yapmayanı köylü hoş karşılamaz.

Asker Dönüşü asker evine herkes bir tepsi baklava yapar hoş geldin e giderdi bu da kaybolan çok güzel adetlerden biridir

İMECE (MECİ)

İmece için ev ev gezilerek akşamdan haber verilir. Genellikle imece davetine uyulur. Beton karma, poruş (kazma) yapma, çay toplama, gübre odun taşıma, mısır ayıklama için imece yapılırdı . Şimdi gürcü halkı potansiyel iş gücü iş yapan var mi ki   imece olsun

DEDENİN YANINDA ÇOCUK SEVİLMEZ

Çocuğu dede ve ninesinin yanında anne ve babası sevemez. Anormal karşılanırdı şimdi bu geleneklerden kalanı pek azdır. Babanın Yanında karısını Öpenlere de rastlanıyor

DOĞAN ÇOCUĞA ANNE VE BABASI AD KOYAMAZ

Oğan çocuğa anne ve babası ad koyamaz. Dede ve ninesi çocuğa ad koyar. Çocuğa kız veya erkek oluşuna göre dedesinin veya ninesinin adı.

SES VERME

Burada ölü sahiplerine başsağlığı dileme olayına “SES VERME” diyorlar. Köyde yediden yetmişe herkes ses vermeye gider. “Bugün ona yarın bana” prensibiyle, bu günde dargınlar da barışır. Bu gelenek yozlaşmadan devam eder burada tek bozulmayan belki güçlenen dayanışmadır ses verme

KÖYDEKİ DÜĞÜNLER

Önceden babası kızını kime isterse ona verirmiş. Kızın hiçbir söz hakkı yokmuş. Şimdi kızın da görüşü alınıyor. Hatta seveni sevene verme eğilimi başlamıştır.

Kirve  kızı istenmez ve alınmaz.

Akrabanın istediği kızı yabancı isteyemez.

Erkek sevdiği kızın başörtüsünü kapar alır. Kızın başörtüsünü kapan erkekten başkası o kızı isteyemez. Kız istemek için önceden aracı olarak bir kadın gönderilir. Aradan birkaç gün geçer. Kızın babasının durumuna göre, erkek tarafı mahallenin yaşlı kişilerini toplayarak kız istemeye giderler. Karar olumluysa söz kesilir. Önceleri kız istemek için erkeğin babası bir sopa parçasını kendine taraf yontarmış (bıçakla).

Nişanlı kız düğüne dek erkek tarafıyla konuşmaz.

DÜĞÜNE DAVET

Düğün sahibi dargın olduğu kişileri düğüne davet etmez.

Eskilerden düğünlerde çalgılar “tulum-kemençe” çalınır, oyunlar oynanırmış. Bu gün dinsel sebeplerle terk edilmiştir. Çalgı çalınmaz, oyun oynanmaz.

Başlık parası alma işi terk edilmiştir.

Ziynet takma ve aldırma işi terk edilmiştir.

Köyde iki çeşit düğün yapılır: Akraba düğünü (sadece akrabalar davet edilir), köy düğünü (umum köy davet edilir).

Düğüne bir gün kala davet yapılır, kapı kapı dolaşarak... kız tarafı davet etmişse bahşiş vereceksin. Erkek tarafında bahşiş yoktur.

Düğün alayı gelini almak için geliyorsa, karşıdan gelenler yolun alt tarafında duracak.

Gelinlik giydirmeyi günah sayıyorlar.

Ve köy düğünleri de yapılmaz oldu o el yapımı baklavalar pilavlar kavurmalar kuru fasulyeler daha ucuz ve ruhsuz salon düğün adabı çıktıktan sonra

GELİN ERKEK EVİNİN YOLUNDA

Köyde düğünler genellikle aralık, ocak, şubat aylarında yapılır.

Gelin erkek evine götürülürken yol kesilmez. Karşıdan gelenler yolun alt tarafında ise altına, üst tarafında ise üstüne duracak. Alt taraftaki üst tarafa, üst taraftaki alt tarafa geçerse yol kesilmiş olur. Bu durum hoş karşılanmaz.

Gelin babasının önüne ip tutanlara zarf içinde para bahşiş verilir.

DAMAT EVİNE YAKLAŞAN KIZ TARAFININ İSTEKLERİ

Damat evine elli metre kadar yaklaştıklarında gelin tarafı arabayı durduruyorlar. Bu arada erkek tarafının temsilcisi DADE (sağdıcı) arabanın yanına gider.

“--İsteğiniz nedir beyler?” Der.

“--Bizi koruyacak sayın damat beyi görelim” der kız tarafı. Dade hemen damadı alır getirir. Damat kız tarafını selamlar. Geriye gider. Kız tarafı gelinle birkaç metre erkek evine yaklaşırlar. Tekrar damadı isterler:

“—Damat Bey gelsin” Dade damadı alır gelir.

“—Buralar çamurdur asfalt olacak” der kız tarafı. Çamursa çamur biraz temizlettirilir. Damat geri gider. Kız tarafı erkek evine biraz daha yaklaşır. Damadı tekrar isterler. Damat gelir, şemsiyeyi gelinin üzerinden alır. Bozuk para ile karışık renkli kağıtları gelinin üzerine serper. Damat geri döner.

Kız tarafı erkek evinin merdivenine kadar yanaşırlar. Damadı isterler. Damat gelir, gelini kolundan tutup damada teslim ederler. Damat gelini kapıdan içeri alır. Başka kapıdan yada pencereden dışları çıkar. Gelini içeri aldığı kapıyı tekrar açarak içeri girer. Eve yeni gelen gelin kaynanasıyla birkaç ay konuşmaz.

Eskiden gelinler kaynata evinde ateş yanan yere yakın oturamazlarmış.

KÖYDEKİ YEMEKLER

Kızlar yemek yapmayı annelerinden öğreniyorlar.

Mutfak aynı zamanda oturma salonudur.

Yemeklerin bir kısmı çatal kaşık kullanmadan yenir. Çoğunlukla aynı sofraya oturulur, yetersiz geldiğinde çocuklara ayrı sofra kurulur. Yemeğe besmele ile başlanır. Yemek dağıtımında belli bir kural yoktur. Yemeğe önce büyükler başlar. Sofradan kalkmanın belli bir sırası yoktur. Sofraya geç oturma, sonradan katılma yoktur.

Sofranın dibine ekmek parçaları dökülmez. Tabakta yemek bırakmak pek hoş karşılanmaz. Misafir dahi gelse sofradan kalkılmaz, “Buyur” denir.

Ateşe tuz, ekmek atılmaz. Komşudan tuz, şeker, biber ödünç olarak alınabilir.

Ocaktaki boş zincir sallatılmaz; ineğin yuvarlanır, herhangi bir uğursuzluk olur.

Eskiden tamamı tahtadan yapılmış sofralar, siniler, kaşıklar, hamur tekneleri kullanılırdı.

“Lahana ekmeğin veziri,

Öteki kıvırı zıvırı.”

Lahana köyün temel besin kaynağıdır. Lahanadan; ğemu, termoni, ezme, sarma, pancari, kavurma, turşu yapılır.

Fasulye: Kuru, taze ve konserve yemekleri ile turşusu yapılır.

Tavalama: Köye özgü peynirin tere yağı ile eritilmesidir.

Haşil denilen mısır lapası yapılır. Yağ ve ayranla yenir.

Elma, armut, ayva kurutularak hoşaflık yapılır.

Ğomu: Kırmızı barbunya, karalâhana, mısır unu, tuz, iç yağından yapılan yemektir.

Termoni: az farkla ğomuğun bir çeşidi.

Ayrıca pilav, laz böreği ve baklava da sofraların vazgeçilmez çeşididir.

Kavurma yoğurt, kaymak, ayran, minci, süt, sütlaç, tereyağı da köyün yiyecekleri arasındadır.

YAYLACILIK

“Haziranda geliyor yayla zamanı

Yayla zamanı

Yaylacılar sürüyor

Devranı

Akşam üstü içer

Ekşi ayranı...”

Yukarıdaki dizeleri söyleyen Mustafa KALENDER, şu sözleri de ekliyor konuşmasına:

“—‘Ardeşen’i batıran atmacacılık, Murgul’u batıran ayrancılık, Yukarı durak Köyünü batıran yaylacılıktır’ derdi eskilerimiz.”

Eskiden yaylaya topluca çıkılırmış... Tulum çalınır, şen şakrak içinde, neşeyle oyunlar oynanarak yaylaya çıkılırmış. Uygun yerlerde molalar verilir, bu eğlenceler tekrarlanırmış.

“Yaylanın düzünde oynar ahbaplar,

Aklıma gelince eriyor yürek...”

Önce Zizeni’ye çıkılıyor. Sonra ana yaylaya çıkılıyor. (Sırt Sapuret) Daha sonra da değişik kollara ayrılıyorlar. Arka, Göleteği, Çamdibi, Neknari tobamzga

Yaylada alabalık tutuluyor.

Yaylacılık yapanların koyun, keçi, inek, öküz, katır, at, köpekler gibi hayvanları vardır.

YUKARIDURAK YAYLASINDA ARI SULTANI OTURURMUŞ

Çok önceleri Yukarı durak yaylasında arı sultanı otururmuş. Bir imparatorluk kadar arı varmış... Halk arıların balından çok mumundan yararlanırmış. Balmumundan mum yaparak katırlarla Erzurum’a Bayburt’a, Rize’ye, Trabzon’a sevk ederek balmumu yaparlarmış...

Bu günde arıcılık aynı bölgede yapılmasına rağmen, arıların nesli tükenmektedir. Arıcılık yapanlar azalmıştır. Balmumu ticareti yok olmuştur.

Köy içinde bal satılır, az da olsa...

TARİHİ VE TURİSTİK YERLER

Dip Not; Yöre turizmin gelişmesi ve değerlerin tanıtılmasında yöresel ve ulusal TV kanallarının ve en önemlisi Köyümüzün yetiştirdiği Resim ve doğa tutkunu Rize Ticaret borsasında görev yapan DOKADAK spor kulübünün kurucu ve eski başkanı HASAN ÖNDER’İN Büyük katkısı ve emeği vardır.

ILICAK SUYU: Mağara mevkiindedir. Mide ağrılarına iyi gelmektedir.

GAVUR MEZARI VE RUS GÖZELTME YERLERİ: Kayabaşı Mahallesi’nin Kırkıncı Tepesi’nin üstündedir. İşgal döneminden kalmıştır.

PEYGAMBER SUYU: Peygamber Suyu efsanesinde ayrıntısıyla anlatılmıştır.

ZİGEMİ ULYA CAMİİ:Köyde altı adet cami vardır. Bunların içinde tarihi özelliğe sahip olan Zigemi Ulya Camiidir. İnşa tarihi H.1156 M.1743’tür. Cami çeşitli dönemlerde tamirat görmüştür. Caminin vakıflara kaydının yapılması hususunda Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Haşim Karpuz Bey’in katkıları olmuştur. Kültür bakanlığı tarafından yayınlanan “RİZE” isimli kitabında caminin planı ve fotoğrafı yer almaktadır.

KAPAKLI SU:Borovan yolunda, çanak halinde bir taş üstünde kapak var. İnsanlar içine başını sokarak bu suyu içiyorlar.

Yeşilin her tonuyla kucaklaşmak isteyen, Kaçkar’ın heybetinden fışkıran temiz havayı solumak isteyen derelerde kendi eliyle canlı alabalık yakalayarak yemek isteyen herkesin özlemini gidereceği bir yerdir, Yukarı durak Köyü...

AVCILIK

Domuz, çeşitli kuşlar, dağ keçisi ve alabalık avcılığı potansiyeli mevcuttur. Köyde avcılık yapanlar vardır...

KÖYÜN TEMEL SORUNLARI

Köyün büyük sorunları mevcuttur. Bunların bir kısmını maddeleştirmeye çalışırsak sorunları şöyle tespit edebiliriz.

1-Köyü şehre bağlayan ana yolun genişletilerek asfalt durumuna getirilmesi. Bu konu büyük ölçüde çözümlendi.

2-Mahalleleri birbirine bağlayan yolların bakımının yapılması maalesef kişisel çıkarlar ve cehaletten arazimden yol geçemez anlayışı ne yazık ki hala çok yaygın bu yüzden kavgalar dedikodular ve çekişmeler bitmek bilmez bir durumda

3-Büyük Mahalle yol güzergâhının değiştirilmesi. Kvaşubadan karmateruba ve tobari ve yayla yolunun bağlanması ama yukarda sayılan sebepler bunlara engel

4-Yayla yolunun daha bakımlı bir duruma getirilmesi

5-Köyde işler durumda olmayan sağlık ocağının işlerliğe kavuşturularak personel bulundurulması

6-Köy düğün salonunun ve muhtarlık binasının yapılması

7-Köyde bir kooperatif (Üretim-Tüketim) kurulması.

8-En Büyük sorun bilim çağında hala ön yargı ve köylülerin kendi deyimi ile ğayunluk çekememezluk ön safhada kendini göstermektedir Köylülere sorulduğunda ise Geri Kafalılık hala Bizi biz Edemedi derler ama bunla alakalı kimsede üstüne düşeni yapmamaktadır.

Yazının gerçek sahibi: Sabri HACİSÜLEYMANOĞLU 
Eski Milli Eğitim Müdürü

Not: Yazının Tarihi araştırmaların tamamı sayın Sabri  HACİSÜLEYMANOĞLU’na ait dir .Son yıllara ait güncellemeler tarafımca yapılmıştır. Tarihe katkısı olabilecek; yanlış olan yazıda belirtilmeyen  bilinmeyenleri sosyal ekonomik güncel tüm bilgi ve belgeleri bize vermek isteyen her kim varsa yorum yada direk benle iletişime geçerek düzeltmeler yapabiliriz. Düzeltmeler  Belge ve doğru beyanlarla yapılmalıdır.

Sy.     Sabri HACISÜLEYMANOĞLU “ Sevgili dayıma “ sonsuz teşekkürler 2008  Recep ÖZTABAK

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !