1- ARDEŞEN YUKARI DURAK ZĞEM Ulya TARİHİ :

ARDEŞEN YUKARI DURAK ( ZİGEMİ-ULYA CİLENİ ZĞEM  ) KÖYÜ İLE İLGİLİ TARİHİ İNCELEME.

TARİH’ÇESİ; 

GÜNCELEŞTİRİLMİŞ 2013  

 Rize’ye bağlı Ardeşen ilçesi tarihi geçmişi açısından diğer sahil kasabalarından daha farklı bir konuma sahiptir. Adından da anlaşılacağı üzere, sahil şeridinde yer alan bu şirin ilçenin ardı şendir. Sahile paralel olarak uzanan ve basamak basamak yükselerek Kaçkar Dağlarına yükselen dağ silsilesinin derin vadilerle yarılmış, yamaçlarında geçmişi çok eskilere kadar uzanan çok sayıda yerleşim alanları yer almaktadır. Bu yerleşim alanlarının tarihi geçmişleri hakkında çok az bilgiye sahibiz. Buna rağmen yine de bu yerleşim alanlarının Bölgenin, hatta Anadolu’nun tarihi geçmişi ile yakından ilgili olduklarını söylemek mümkündür. Anadolu’daki tarihi değişikliklerin ve medeniyet farklılıklarının izlerini açık ve gizli olarak günümüze kadar taşıyarak varlıklarını devam ettirmektedirler.  Bölgede, kendi mevzumuz olan Ardeşen’in coğrafi sınırları içerisinde yer alan bir çok yerleşim alanları mevcuttur. Tespitlerimize göre, Ardeşen ilçesi içinde yer alan ve incelememize konu olan YUKARIDURAK KÖYÜ, tarihi, sosyolojik ve kültürel yönden incelenmeye değer bir yerleşim birimidir. Çünkü, Yukarı durak Köyü çok eski geçmişe sahip Ardeşen’in ana “anaç” köylerinden biri ve en önemlisidir
Bugün Ardeşen halkını oluşturan insanların büyük bir bölümü bu köy kökenlidir. Asırlar öncesine dayanmasına rağmen geleneksel akrabalık bağı günümüze kadar devam etmektedir
Ardeşen ilçesinin sahil boyunda yerleşim, çok eski tarihlere kadar gitmez. İlçeye sahil boyunu takip ederek gelen Kafkas kökenli insanlar ve diğer bölgelerden gelenlere göre YUKARIDURAK, AŞAĞIDURAK köyü kökenliler büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadır. Köyün geçmiş tarihi ile ilgili olarak çeşitli bilgiler ileri sürülmekle birlikte, kesin bir tarihçeyi ortaya koymanın imkânsızlığı ortadadır. Kısaca, Anadolu tarihi kadar zengin bir geçmişe sahip olan köyün Anadolu’da hakimiyet kuran medeniyetlerin değişkenliklerinin izlerini taşıdığı tahmin edilmektedir. Hititler, Kimmerler, Persler, Yunan Kolonileri dönemi, Doğu Roma Pontus, Altın ordu dönemlerini yaşayan köy, 1461 yılında fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirilen Fetihten sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.
KÖYÜN TARİHİ HAKKINDA KÖY HALKININ AKTARDIĞI BİLGİLER

1-Ardeşen’in ilk yerleşim birimi Yukarı durak köyüdür. İlçede ve diğer köylerindeki yaşamı bu köyden göç edenler başlatmışlardır.
2-Yukarı durak Köyünün Büyük mahalle bölümünde bulunan eski caminin dört yüz yıldan daha fazla bir tarihe sahip olduğu söylenmektedir.
3-Üç kuşak, dört kuşak ötesinin kime ait olduğunu bilmedikleri tarihi mezarlar vardır.
4-Köyün belli bir tarihini paylaşan asırlık ve daha eski tarihe sahip, insan eliyle dikilmiş, yetiştirilmiş gürgen ağaçları vardır.
5-Hilali mevkiinde eskiden kalma insan emeği ile yetiştirilmiş, insan beli kalınlığındaki üzüm tarihi özellik taşımaktadır.
6-Hilali Düzlüğü’nde Ruslar’ın işgal döneminden kalma geçici iskân kalıntıları ve duvarlar vardır.
7-10 Mart 1918 tarihine kadar belli bir dönem Rus işgaline uğramıştır. O dönemdeki yaşlıların Rusça bilmeleri, işgal döneminin daha az zararla atlatılmasına vesile olmuştur.
8-Osmanlı arşivlerinde ZIĞEMİ ULYA “köyün eski adı” ile ilgili: yayla otlama şartnameleri, toprak alım satımı, miras bırakma belgeleri birer fotokopisinin Yukarı durak köyü eski muhtarlarından merhum Mustafa KALYONCU (Sarı tabak)’da olduğu tespit edilmiştir.
9-Köydeki göç olayları: Altmış, yüz, ikiyüz yıl önce Büyüktaş (Kvafadidi) korkusundan olmuştur. Bugün de aynı korku yaşanmaktadır. “Ya büyüktaş koparsa! Ya büyüktaş evlerimizin üstüne düşerse!” (Bu sebepten köyden göçerek Ardeşen Şentepe mahallesine ailesi ile birlikte yerleşen Durmuş Süleymanoğlu dördüncü kuşaktan dedemdir.)
10-Peygamber suyu yakınındaki bir taş üzerinde oyulmuş, bir çocuk ayağı, başparmak ve at nalı izi vardır.
11-Ardeşen ilçesinin kurulduğu yer önceleri bataklıkmış. Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi olduğu dönemlerde Batum’a seyahat ederken Ardeşen’in karşısında denizde baltayla yontulmuş bir yonga görür, çevresindekilere; “-neyin nesi bu?” der. Oradakiler; “-buranın ardı şendir” derler. Yukarıdurak Köylüleri diyorlar ki; “-işte o yonga bizim köyden gitmiştir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

KÖYDE KABİLECİLİK

Köyde altı kabile vardır:

1-Kandğular (Kalaycılar, sebalar, Hengemeler, Karticiler, Mollalar).

2-Sinaniler (Memetinalar, Kurular, Abaşiler, Badiler).

3-Celalar (Sülemenler, Hacıoğlular, Akoğlu, Zirgil, Abdioğlu ve delaliler).

4-Tabağiler (İnceoğlu, Cini, Kalyancuoğlu, Cemali, Çürdina, Alişani).

5-Valeriteler (Köröğlu, Osmanoğlu, Arapina, Miskinoğlu).

6-Kulaberiler (Yukarıdurak Köyünde üç hanedir.)

Tabağiler, Hopa’nın Makral (Kemalpaşa) bucağından gelerek bu köye yerleşmişlerdir. Akrabanın bir kısmi Arhavi va sarpta yerleşkilendirilmiş arhavide tabağiler hatırı sayılır yoğunluktalar

Valeriteler, bu köye Yusufeli İlçesinin Barhal Köyünden gelerek yerleşmişlerdir.
Kandğular, Yusufeli dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir.
Sinaniler’in baba tarafı Erzurum dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir.
Kulaberiler bu köye Aşağıdurak Köyünden gelerek yerleşmişleridir.
Celalar da aynı yolları izleyerek bu köye yerleşmişlerdir.
Köyde kabilecilik gün geçtikçe önemini yitirmektedir.

KABİLELERLE İLGİLİ TESPİT EDİLEN BAZI EFSANELER ( kaynak kabilelerin ileri gelenleri )

UZUN ADAMIN EFSANESİ " TABAĞİ VANLAĞİ"

Tabağiler’den bir uzun adam varmış adına vanlaği denirmiş... cemelilerden Boyu üç metre imiş... On iki kilometre uzaktaki bir tepeden yayladaki annesine bağırırmış:
“—Anne yemeği hazırla, geliyorum!..”
uzun adamın sesini annesi duyar, yemeği hazırlarmış... Yemeğini tahta kepçe olan kopayla yermiş
Şimdi Yukarıdurak Köyü Büyükmahalle mevkiinde yolun kenarında, yol yapımı dolayısıyla tahrip olmuş bir mezar vardır. Köylüler;
—Bu mezar Uzun Adam Vanlağin’ın mezarıdır” diyorlar...

Tabağilerden yine incoğlu ali denen merhum şahız gücü küvetiyle anılırmış sel sularıyla büyüyen derelerden iki kolunda bir sırtında ve bir omzunda olmak üzere dört kişiyi karşıdan karşıaya ,yaylalarda karataştan yaylalar yapılır köşeye konan 250-300 kg taşları tek başına taşırmış. Yine kopayla (Tahta kepçe ) eve giren çakalı ve el köprüsüyle ayıyı öldürmesiyle bilinirmiş

SİNANOĞLU EFSANESİ

Kandğu kabilesi koyunlarını otlatması için Erzurum dolaylarından bir çoban tutarlar. Bu arada Valeritelerin bir kolu olan iki kazak aile Yukarıdurak Köyü’ne gelerek yerleşir. Kazak ailelerden birisi, Kandğuların çobanına kızını vermek istemektedir.. Bu durum çobana duyurulur... Çoban bu durum karşısında:
“—memleketime gideyim. Anama danışayım. Babama danışayım. Onların gönül rızalarını alayım. Ondan sonra geleyim. Allah’ın izni ile evlenelim” der.

Kazak aileler:
“—Sen gidip gelmeyeceksin. Bizi aldatıyorsun” derler. Koyun sürüleri sahibi olan Kandğular da:
“—Sen herhalde usandın bizim burdan. Koyunlarımızı bırakıp gideceksin. Daha dönüp gelmezsin bizim buralara” derler. Çoban da onlara şöyle cevap verir:
“—İlk sözüm; Allah’ın izniyle diyorum. Gideceğim. Geleceğim. Beni bir sınarsız!..” demiş.
“—Olur” demişler. Çobanın yol hazırlığını yapmışlar. Köyün tepesine kadar gidip çobanı uğurlamışlar. Yolcu etmişler. Kimi demiş:
“—Gelir!” Kimi demiş:
“—Gelmez!”

Aradan günler geçmiş... Bir de bakmışlar ki çoban çıkmış gelmiş. Kesilen söz üzerine düğün yapılmış. Ondan sonra da çobana:
“—Sinan”
“—Sinanilan” adları takılmış... Onun töreklerine de “Sinaniler” demişler.

Yukarıdurak Köyü’nde Işıklı’da , Siyat’da, Zulğhe’de, Sinan’da üçyüz hane Sinani yaşamaktadır. Yukarıdurak Köyü dışında, Sinaniler’e bağlı alt kabileler şunlardır:

“Kamburiler, Karagözlüler, Topcuoğlular, Buçaniler, Ahmedoğlular, Hatipoğulları, Özyanıklar, Hacıbayraktaroğulları...”

Sinanı kabilesi hatırı sayılır sayıda ve ulya köyünde etkinliği ile büyük kabilelerindendir.

MAKRİNİN İNEĞİ

Tabağiler’in Yukarıdurak Köyü’ne gelip yerleşen ataları Makral’dan geldiği için, bunlara “Makri” lakabını takmışlar.

Makri’nin çok yaramaz, asabi huysuz bir ineği varmış... Komşuların tarlalarına girer onlara zarar verirmiş... Tüm komşular bu inekten şikayetçi imişler....

Ama sadece Makri’nin ineği mi yaramazmış. Hayır. Bazı komşuların inekleri de aynı yaramazlıkları yaparmış.

Yine tüm komşular bir başka ineği değil, Makri’nin ineğini suçluyorlarmış.

Bir gün Makri’nin kafası bozulmuş ineği kesmiş, ağacın dalından asmış. Bu arada komşunun birinin tarlasına bir başka inek zarar veriyormuş. Komşu bağırmış:
“—Bu inek kimindir”
Bir başka komşu:
“—Makri’nin ineğidir!”
Öteden Makri hiddetle karşılık vermiş:
“—Benim inek ağacın dalında et olarak asılmış... hala biliyorlar ki Makri’nin ineği zarar peşinde.”

PEYGAMBER SUYU EFSANESİ

Suların en soğuk suyu... Buzlardan daha buz... Sal bir kayanın dibinden kaynayarak yer üstüne çıkıyor... Şarkı söyler gibi bir sesle... Türkü söyler gibi bir sesle...

Yaz ortasında bile soğukluğundan hiçbir şey kaybetmiyor... Berrak mı berrak!.. Duru mu duru!..

Bir zamanlar kendini bilmez, aklı ermez bir çocuk bu suyun içine tuvaletini yapmış... Bu su insanları, hayvanları çok severmiş... O kadar çok severmiş ki, onlar yaylaya gelince çağıl çağıl çağlayarak akarmış... yayladan gittiklerinde hemen kururmuş, gidişlerine üzüldüğü için... Çocuğun bu kötü hareketine öfkelenen Peygamber suyu, o günden sonra hiç akmamış...

Gelen insan yalvarmış, akmamış...

Aradan iki yıl geçmiş... Ulemadan insanlar toplanmışlar. Dualar etmişler, Allah’a yalvarmışlar.. yakarmışlar. Dualar etmişler, Allah bunların dileklerini kabul etmiş... Peygamber suyu insanlarla, hayvanlarla barışmış ve yeniden kaynayarak akmaya başlamış.

O gün bugündür, insanlar, hayvanlar o kutsal suya saygı duymuşlar, sevmişler Peygamber suyunu... Peygamber Suyu’da onları sevmiş, daha çok sevmiş... Sevginin simgesi olmuş. Tobabzga yaylasına gidenlerin mola yeri sırt yaylada yavukluların yürüdüğü yol olmuş su olmuş rahmet olmuş yazın sıcağında rahmet olmuş peygamber suyu

ÇELA EFSANESİ  “ Yedi veren “

Zamanın bir yerinde, çok çok eski zamanlarda dağın birinde bir kadının kellesini kesmişler. Yuvarlamışlar kadının kesik başını dağdan aşağıya... Çela uzatmış dallarını tutmuş kesik başı bırakmamış aşağılara...

Kesik baş dile gelmiş, dua etmiş, dilek dilemiş çela için Tanrı’dan:
“--Yılda yedi kez meyve versin Çela Tanrım!..” demiş. Dönmüş Çelaya kesik baş:
“-- Yılda yedi kez meyve veresin!” demiş.

Tanrı kesik başın duasını, dileğini kabul etmiş. Güne dek yılda bir kez meyve veren Çela, o günden sonra yılda yedi kez meyve vermeye başlamış.

Diğer adı Cennet meyvesi.

Siyahın mora yakın olan renginde bir meyve. Namaz tespihlerine dizilmiş boncuk büyüklüğünde. Tadı ekşimtrak. Güz mevsiminin son dönemlerine doğru tatlılaşıyor.ayı yiyor Kurt yiyor, kuş yiyor,ben de yedim Tomğorma tepelerinde. Efsanesi acılarla dolu... Tadı hoş bir meyve Çela.

KÖYÜN COĞRAFİ KONUMU

Yukarıdurak Köyü, Yukarıdurak vadisinin iki yamacında , dağınık şekilde kurulmuş bir köydür. Arazinin eğimi ve engebesi fazladır.

Köyün kuzeyinde; Sinan Köyü, Aşağıdurak Köyü. Batısında; Çayırdüzü Köyü. Güneyinde; Topluca Köyü ve yaylası, Yusufeli yaylaları. Doğusunda; Tunca Köyü ve mezraları vardır.

Belli başlı tepeleri şunlardır: Çatak, Duatepesi, Kaygantepe, Rüzgarlıtepe, Güneşlitepe, Perilitepe, Kolonitepe, Çivitepesi, Camitepesi, Zizeni tepesi, Ğvandi tepesi, Kirsula tepesi. Cilekteri tepesi.acelatağeri tepesi indra tepesi

Köyün gölleri yayla bölümünde toplanmıştır: Osmanoğlu gölü, Yeşil göl, Sandal gölü, Göleteği gölü, Karapogar gölü, Borovan gölü, Soğanlı gölü, Çifte göl.

Fırtına Çayı’nın bir kolunu oluşturan Yukarıdurak deresini besleyen bir çok küçük dereler de vardır: Kızılağaçkavuğu (tğonbu ruba ) deresi, Yanukırık deresi, Otyamacı ( Çayırı düzi Ruba ) deresi, Ambarderesi,(Bağu ruba ) eğirmendere, Taşlık deresi, Kök deresi, Kaynardere, Taşderesi, Zimati deresi, Kürdoğlu deresi, Senevati deresi. Karmate ruba deresi

Köyde Karadeniz iklimi egemendir. Ocak ve Şubat ayları karlı geçer. Mart ayı genellikle sisli geçer. Ağustos ayı ise Siz ve yağmurludur

Köyün her tarafı ormanlarla çevrilidir. Bir orman köyüdür. Kızılağaç, gürgen, kestane, ıhlamur, komar, tek tük çam ağaçları bulunur.

Son nüfus sayımına göre Köyün 1800 kişilik nüfusa sahip olduğu anlaşılmıştır.

İki binden fazla nüfus da köyden göç etmiştir.

Köyün dört mahallesi vardır: Büyük mahalle, Dere içi, Yenice, Kayabaşı. Küçük mahalleler : Tobari senevati haliçona seba mah zimeti ve ğağana

KÖYDE HAYVANCILIK

Köyde hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Eski tarihlerde yaylacılığa bağlı olarak yürütülen hayvancılığın günümüzde ekonomik değişiklikler ve şehirli köylü yaşantının getirdiği mecburiyetlerden sebep, önemini eskiye oranla kaybetmiştir. 2013 tarihiyle yok denecek kadar azdır

Genellikle büyükbaş hayvan, koyun, keçinin sütünden yararlanıyorlar. Yoğurt, süt, kaymak, peynir, yağ, minci, ayran olarak değerlendiriyorlar. Dün katır ve at sırtı ile gerçekleştirilen yaylalara ulaşım; bugün yaylalara yolların bağlanması sebebiyle arabalarla yapılmaktadır. Yaylalara olan rağbet son yıllarda artmaktadır. Köyden yüzyıllar önce göçerek şehre yerleşen birçok vatandaş yaylalarda yazlık konutlar yaptırmakta ve doğal güzelliği bakımından eşsiz olan yaylalardan çeşitli yönlerden istifade etmeyi düşünmektedirler. Son çobanlardan Ömer yılmaz “ kortu “ Rahmetli olmasın dan sonra tamamen küçük baş hayvancılık ölmüştür

ARİCİLİK

2013 de ise köyde ve ilçe de oturan halk doğal bala olan talep ve ekonomik kazanç sebebiyle ciddi şekilde yapılmaktadır. Yerleşim Yerlerine ve sahile yakın yerde üretilen bal kestane yaylada üretilene ise Kaçkar dere nektarı diye adlandırılır ve makul ve iyi olan yüksek yerlerde üretilen ballardır.Ve Samimiyetle üretilen ballar anzer balı kalitesine denk ballardır. Kara Kovan balcılığı Çok Az Olup Fenni Kovanla Arıcılık yapılmaktadır. Arıcılıkta En büyük sorun ise AYI dir.

KÖYÜN EKONOMİSİ

Köyün ekonomisi başlığı altında köy halkının dolar ve mark tasarrufu üzerine yoğun ağırlık verdiğine değinmeden geçemeyiz. Hemen hemen döviz tasarrufu olmayan bir hane yoktur. Çünkü halkın çoğunluğu yurt dışında çalışmıştır, çalışmaya da devam ediyorlar. Bu ülkeler; ABD, Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Libya, Arabistan.İsrail Kazakistan vs

Hayvancılık konusunu ayrı başlık altında aldım, ama burada çoğunluk şehirden otu parayla alarak hayvancılık yapmaktadır. Her yıl bu köyden elli-altmış kadar hayvan da ilçe pazarında satılmaktaydı ama şimdilerde bu alış veriş kültürü de kalmamıştır.

Köydekiler de hayvan yiyeceği otu zor şartlarda elde etmektedirler. Üç saat mesafeden insanlar kendi sırtlarıyla ot taşıyarak hayvanlarına yediriyorlar. Bu gün ise otlaklar çaylıklar yanı hayvancılık tamamen yok olmuş hayvan beslemek için sarf edilen mesai ve yük taşıma olayı tamamen ortadan kalkmıştır.

Daha çok gübre elde edebilmek için yine sırtıyla taşıdıkları eğreltiotu ve ağaç yapraklarını hayvanların altlarına sararak gübreyle karışımı sağlıyorlardı ancak bu gün. Yine bu çalışma alışkanlıklarından eser kalmadığı gerçeğidir

Gübreleri sepet içinde sırtlarıyla tarlalarına taşıyorlar. Çay bitkisi için ayrıca Avrupa gübre satın alarak kullanıyorlar. (Çay konusuna tarım bölümünde değinildi.)

Köyün yakacağı odundur. Köy ormanından sağlanıyor. Kuzine sobalara depo ve demir borular eklenerek mutfak ve banyolara sıcak su akıtma olayını başarmışlar.

Eskiden kara hızarla yakın il ve ilçelerde kereste biçerek geçimlerine katkıda bulunuyorlarmış...
Modern hayvancılık yapılmıyor. Suni tohumlama rağbet görmüyor.
Çay alım evlerinde çay fabrikalarında çalışan içiler de var bu köyden.
Köylü çay ve hayvan satıyor. Karşılığında Un, yağ, giyim eşyası, beyaz eşya... satın alıyor.
Köyde hemen her evde renkli televizyon ve çeşitli elektronik eşyalarla beyaz eşya vardır. Eskiden sadece muhtarın evinden yapılan haberleşme şimdi her eve bağlanan telefonla yapılmaktadır.
Köy ulusal elektrik sistemine bağlıdır. Bazı evlerde jeneratör bulunmaktadır.
Evlere terkos su bağlantısı vardır. Yatak odalarında ısıtma sistemi yoktur. Köyde küçük ihtiyaçları karşılayacak bakkallar vardır.
Çok sayıda (hemen her hanede) ağaç kesim motorları vardır.

Köy 300 hane olup mahalleleri ayrı muhtarlık istemektedir. Ancak bu konuda mahalleler arasında derin görüş ayrılıkları mevcuttur. Görüş ayrılıkları 2013 Türkiye sin de hala devam etmekte birlik beraberlik bir türlü sağlanamamaktadır. Umut bağlanan genç nesil ise ne yazık ki bu kısır döngüyü kıramamakta ve banane dercesine köyün yazgısına derman olamamaktadır. 2013 zğeminde kvaşuba mahallesi köyden ayrılarak kendi muhtarlığını kurmuştur.

TARIM

Köyün temel geçim kaynağını çay üretimi oluşturmaktadır. Yıllık ortalama 800 tonun üzerindedir. Üç sürüm dönemi çay toplanır.

Köyde ikinci sırayı alan karalâhana üretimidir. Hemen hemen günlük sofraları süsler. Hayvan yiyeceği olarak da kullanılıyor.

Mısır ve fasulye üretimi üçüncü sırayı almaktadır. Fasulye üretimi köyün ihtiyacını karşıladığı halde, mısır üretimi köyün ihtiyacını karşılamamaktadır. Çay üretimi köyde başlamadan önce birinci sırayı tutan ürün mısırmış. Ama, bugün mısır tarlaları yerlerini çay bahçelerine terk etmiştir.

Hayvan ve insan yiyeceği olarak üretilen kabak da ihtiyacı karşılamaktadır.

Üretimi yapılan ancak ihtiyacı karşılamayan ürünler şunlardır: Patates, patlıcan, biber, soğan, ıspanak, pancar, marul, maydanoz.

Şu meyveler üretilmektedir. Elma, armut, kiraz, ceviz, dut, erik, muşmula, kuruyemiş, incir, fındık, hurma, ayva, siyah üzüm.

Son zamanlarda Kivi meyvesi tarımcılığı ticari anlamda yapılmaya başlanmıştır. Ne yazık ki yine köy halkı bu konuda bilinçli olma çabası göstermemekte ilçe kivi tarımcılığın çok gerisinden gelmektedir

 

BALIKÇILIK

Köyün derelerinde  kırmızı benek alabalık vardır.son zamanlarda suni alabalık üretimi yapan havuzların selle boşalması nedeniyle doğal derelerde suni alabalık nesli çoğalmış bu sebeple kırmızı benek alabalık nesli de bu yüzden yerleşim bölgelerinde azalmıştır  Köylüler zaman zaman alabalık avlıyorlar. Köylünün deniz balığına karşı fazla düşkünlüğü yoktur. Hamsi ve hamsıdan yapılan bir çok yiyecekten habersizdirler

ULAŞIM

Köyün Ardeşen ilçesine uzaklığı 27 km.dir. Köyüm ilçeye bağlayan yolun inşaatı halen devam etmektedir. Bu inşaat ın büyük bir kısmı dere içine mevki ne kadar sıkıştırılmış asfaltla  kaplanmıştır Köyün yaylalara olan yol bağlantısı kesintilerle de olsa sağlanmış durumdadır. Yolun yaylalara bağlantısı önemli kazanımları sağlamasına rağmen bazı kayıpları beraberinde getirmiş; doğal güzellikler ve orman tahrip edilmiştir.

Köye ulaşım hemen her gün yapılmakta, özel araçlar ve dolmuşlarla köyden şehre ve şehirden köye gidip gelme imkanına sahip olan köylü, Köylü-şehirli hayatını bu ulaşım sayesinde sürdürmektedir.

KÖYDE SANAYİ VE ÇEŞİTLİ EL SANATLAR

Bir kalaycı, bir demirci, bir elektrikle çalışan un değirmeni, otuz kadar su ile çalışan un değirmenleri,i altı adet Çaykur’a bağlı çay alım evleri, altı adet özel sektöre ait çay alım evleri, kereste atölyesi var.

KÜLEK (KUĞA)

Çam ağacının bedevresınden ( hartoma ) yapılıyor. İçinde yağ, peynir saklanıyor.
“Çam ağacı dağda,
Bulunur mu dalsız?
Dünyada yok mu,
Benden ikbalsız?”

SEPET

Kestane ve fındık ağacından yapılıyor. Gübre, çay, mısır, et, yaprak, kabak, lahana, taşıma işlerinde kullanılıyor. Yine sepet sanatını teneke sepetler yaparak öldürmüş olduk

KOLO

Çam ağacının kabuğundan yapılıyor: İçinde peynir saklanıyor.

ELEK

Bütün parçaları ağaç malzeme olan elek yaparlarmış eskiden (ölmüş bir el sanatı).

DEMİR İŞLERİ

Orak, kopli, kazma yapılmaktadır. Bugün bunların hiç biri yapılamamaktadır

EL İŞİ (ÖRGÜ)

Kazak, çorap, masa örtüsü, peçete, atkı, başlık, eldiven... Örülmektedir.

ÖRGÜ TEZGÂHI (DODVALONİ)

Eskiden dodvaloni denen örgü tezgâhlarında kendirden gömleklik, pantolonluk kumaşlar örülürmüş. Bu günde kendirden ip, halat yapımında yararlanmaktadırlar. Son 10 yılda kendir üretimi tamamen kaybolmuş ip ihtiyacı plastik çuval malzemelerinden karşılanır olmuş

MANGANA (DİBEK TAŞI DÜZENEĞİ)

İçi oyuk bir taş ve bu taşın içindeki pastayı dövmek için inip-kalkan (ayak hareketiyle) basit makineye mangana deniyor.

KORKULUK (SARİMANGANA)

Suyun hareketiyle çalışan ağaç ve tenekeden yapılmış basit düzenek.. Tarlalardaki ürünleri ve hayvanları yabani hayvanların zararından korumak için yapılmıştır.

ARI KOVANI YAPMA

Kara Kovan kültürü minimize olmuş şimdilerde Gürgen ağaçlarından fenni olmayan arı kovanları yapılmaktadır.

EĞİTİM VE KÜLTÜR DURUMU

Köy halkının yüzde doksanından fazlası okuryazardır. Köyde ilk defa okul 1946 yılında beş sınıflı olarak açılmış, ardından mahallelerde (Büyük mahallelerde 1966, Yenice 1971, Kayabaşı 1974) okullar açılmıştır. Bu okullarda eğitim ve öğretim birleştirilmiş sınıflarda sürdürüldüğünden dolayı eğitimin kalitesinde düşmeler yaşanmıştır. 1992 yılında planlanarak inşaatı daha sonra tamamlanan ilköğretim okulunun açılmasından sonra eğitim ve öğretim kesintisiz yürütülmeye çalışılmaktadır.2000 den sonra daha iyi eğitim adına ilçe merkezine göçler başladı ve birçok öğrenci ilçe merkezindeki okullarda eğitim görmekte

Okullardan toplam 2000 civarında kişi mezun olmuştur. Ayrıca okuma-yazma kursları bitirenlere de belgeleri verilmiştir. Orta öğretime devam eden öğrenci sayısında büyük bir artış vardır. Köyden yetişerek çeşitli mesleklerde görev yapan çok sayıda okumuş insana sahip olan Yukarı durak Köyünün gurbetle bağlantısı çoktur. Yetişmiş insan sayısı bakımından oldukça ön sıralarda yer alan Köyün; hukuk, Tıp, Eğitim, Turizm, İşletme-İktisat, Mühendislik, Gazetecilik, Polis, hemşirelik dallarında yetişmiş çok sayıda insanı vardır.

KÖYDE ANLATILAN BİR FIKRA;

KORTÜ OSMAN, AYI VE İTLER

 Merhum Kortü Osman, çok eskiden köylü kıyafetleriyle ayağında çarıklar şehre gider. Giyimiyle kuşamıyla tamamen bir köylüdür... bir kahvede otururken şehirliler bunu alaya alarak söz atarlar:

“—Bugün dağdan bir ayı kaçmış, şehrimize gelmiş.”

Kortüşi Osman sözün kendisine atıldığını anlar ve hemen cevap verir:

“—Hayret!.. Bu kadar itin içine nasıl gelmiş?”

DEVAMİ -------)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !