![]()
![]()
Kivinin Tanıtımı:
Kivi, Güney-Doğu Asya’nın yerli bir bitkisidir. Orman altlarında doğal olarak yetişen bu bitki, kışın yaprağını döken, meyveli asma formunda kuvvetli ve sarılıcı olarak gelişmektedir. Tümü Güney-Doğu Asya orijinli olmak üzere 50 dolayında türü vardır. Meyveleri için üretilen türlerin en kalitelisi Actinidia chinensis türü olup Kivi adıyla bilinmektedir. Yaklaşık bir tavuk yumurtası iriliğinde (80-100 g) ve kabuğu kahverengi tüylerle kaplı olan kivi meyvesi, kaba dış görünümü ile meyve içinin güzelliğini yansıtmamaktadır. Ferahlatıcı ve hoş bir tada sahip olan meyve, taze tüketilebildiği gibi, meyve salataları ve tatlılarda, özellikle yaş pastalarda tüketilmektedir. Yüksek oranda C vitamini içermesi, proteinler ve minerallerce zengin olması nedeniyle sağlık meyvesi de denilmektedir
Bitki Özellikleri:
Kivi asmaları üçüncü yaştan itibaren meyve vermeye başlarlar. Ekonomik ömrü 20-25 yıldır. Asmalar bölgelere göre değişmekle birlikte nisan başında yapraklanır, mayıs sonunda çiçek açarlar. Hasat ise genellikle ekim sonunda yapılmaktadır. Yapraklar iklim gidişi ve yetiştiği bölgeye bağlı olarak aralıkta dökülürler
İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ
Genel olarak kivi kültürünün yapılabileceği alanlar kışları ılık, yazları sıcak ve nemli yörelerdir. Yıllık ortalama sıcaklıkların yanında özellikle Mart-Kasım dönemini kapsayan gelişme dönemindeki sıcaklık toplamları da önemlidir. Bitkilerdeki gelişme faaliyet-leri 8 º C ve üzerinde olur Bunun altın-daki sıcaklıklarda kök, sürgün yaprak çalışması durur. Genç bitkiler -4 º C ye yetişkinler ise -14 º C' ye kadar dayana-bilirler. Gelişme döneminde en uygun sıcaklıklar 10-30 º C arasıdır. Don olayları kivi yetiştiriciliğine en çok kısıtlama getiren etmenlerden biridir. Özelikle gözlerin sürmesi ve yapraklan-madan sonra olan don olayları bitkiye büyük zarar verir. İlkbahar geç donlarının olduğu ekolojilerde en uygun araziler güneye bakan, hafif meyilli arazilerdir.
Kivi sürgünleri çok gevrek ve kırılıcı olduğundan rüzgar etkisi artmaktadır. Bu yüzden, bitkiler sert ve sürekli rüzgar alan yörelerde iyi gelişemez. Kivi bitkisi yıllık yağış miktarı 800-1400 mm olan yerlerde iyi bir gelişme göstermektedir. Türkiye de Doğu Karadeniz Bölgesi dışında hemen hiçbir yer bu yağış düzenine sahip değildir. Bu yüzden su isteği sulama suyu ile karşılanmalıdır.
Kivi toprak yönünden oldukça seçici bir türdür. Ağır ve su tutan topraklarda gelişmesi düzenli olmaz Çok kumsal topraklarda ise su düzeni zor sağlanır ve gelişme düzensiz olur.
Genel olarak kivi derin ve süzek olan, kireçsiz topraklarda yetişebilir. Organik maddece zengin, PH' sı 5.5-7.6 arasında olan topraklar kivi yetiştiri-ciliğine elverişli topraklardır.
BAHÇE KURULMASI
Kivi bahçesi kurulmadan önce; İklim, bahçe yerinin seçimi, fidan ve çeşit seçimi, toprak özellikleri, toprak işlemeye uygunluk, sulama suyu temini, fidan ve çeşit seçimi, fidanların dikim aralık ve mesafelerinin çok iyi planlanması gerekmektedir.
Bahçe kurulmadan önce toprak hazırlığı yapılmalıdır. Bahçe kurulacak yerin derin işlenmesi, dekara 5-6 ton olacak şekilde yanmış çiftlik (hayvan) gübresi verilmesi, hem toprak özellik-lerinin düzeltilmesi hem de bitkiyi beslemesi açısından son derece yararlı olacaktır. Ayrıca toprak analizlerine dayalı temel ticari gübrelemede yapılmalıdır
Fidan dikim aralıkları toprak özelliklerine göre değişmektedir. Bitki besin maddelerince zengin topraklarda dikim aralık ve mesafesi, fakir toprak-lara göre daha geniş tutulur. Dikim aralık ve mesafesi ayrıca uygulanacak terbiye şekline göre de değişmektedir.
En çok kullanılan T direk terbiye sisteminde sıra arası.5 metre, sıra üzeri 4-4.5 metre olarak önerilir.
Fidan dikimi arazi uygunsa Kuzey-Güney yönünde düzenlenmelidir. Bu şekilde sıraların iki tarafı da güneşleneceğinden verimlilik ve ürün kalitesi artar.
Kivi bitkisinde erkek ve dişi bitkiler ayrı ayrı olduğundan bahçe kurulurken genel olarak 7-8 dişi bitkiye 1 erkek (tozlayıcı ) bitki şeklinde bahçe dikim planı yapılması gereklidir. Kivide tozlanma böceklerle daha ziyade arılar-la olmaktadır. Bu nedenle erkek bitki-lerin düzenli bir şekilde dağıtılması gereklidir.
0 0 0 0 0 0
0 X 0 0 X 0
0 0 0 0 0 0
X 0 0 X 0 0
0 0 0 0 0 0
0 0 0 0 0 0
0 X 0 0 X 0
0 0 0 0 0 0
1: 8 Erkek ve dişi oranına göre dikim planı
( 0 ) Dişi bitkiler
( X ) Erkek ( tozlayıcı ) bitkiler
FİDAN ÖZELLIKLERI VE DİKİM
Fidan çepeçevre ve bol saçak
köklü olmalıdır. Köklerde ur nematod-larının belirtisi olan urlar olmamalıdır. Kökler canlı ve sarımsı olmalıdır. Aşılı fidanlarda sürgün uzunluğu 80-100 cm olmalıdır. Erken verime yatmaları için 2 yaşlı fidanlar kullanılmalıdır. Fidan gövdesi odunumsu olmamalı ve sürgünler 3- 4 göz üzerinden kesilerek dikilmelidir. Kışın sert geçmediği yerlerde sonbahar dikimi uygundur. Kış donlarının hatta ilkbahar donlarının olduğu yörelerde dikim ilkbaharda don tehlikesi geçtikten sonra yapılmalıdır. Dikim çukuru en az 30-40 cm derinlik ve 35-40 cm genişliğinde olmalıdır. Dikim çukurunun alt tarafına, çukur açılırken çıkan üst toprak yanmış çiftlik gübresiyle karıştırarak konulmalı ve kökler bu toprak üstüne serbestçe gelecek şekilde yerleştirilerek, üst top-rakla örtülmeli ve çukurlar kümbet yapılarak doldurulmalıdır. Dikimden sonra mutlaka can suyu verilmelidir. Yine dikimden sonra gövdenin dik ve düzgün büyümesi için, gövdenin dik ve düzgün büyümesi için bu hereğe bağlanmalıdır r



Şekil-1 Dikim çukuru ve fidan dikimi
DESTEK SİSTEMİ
Kivi kuvvetli gelişme gücüne sahip bir bitkidir. Normal gelişme ve büyümelerini sürdürebilmeleri için desteğe ihtiyaç duyarlar. Eğer destek sistemi yapılmazsa kuvvetli toprak üstü aksamı nedeniyle Toplu çalı şeklinde gelişirler. Anavatanlarında ağaçlara sarılarak büyürler . Ancak ticari amaçla yapılan üretimde mutlaka destek sistemine ihtiyaç vardır. Bu destek sistemi ve malzeme teli bağcılıkta kullanılan destek sistemine oldukça benzemektedir. Direkler ağaç, beton veya demirden olabilir. Destek sistemi sağlam, dayanıklı ve ucuz olmalıdır. Beton direkler 8X10 veya 10X10 cm kesitinde olabilir. Boyları ise 2.25-3.00 m arasında olabilir. Ağaç ve beton direkler toprağa 50-60cm derinliğinde çakılmış ve gömülmüş olmalıdır.
Bir bitkinin 30-50kg ( 300-500 ) adet meyve taşıyacağı düşünüldüğünde tel sistemini sağlam olması önemlidir. Kol üzerinde 50cm aralıklarla 3 paslan-maz tel çekilebilir.

Şekil-2 Direk terbiye şeklinde direk şekli ve boyutları

Şekil-3 T Terbiye sistemi
KİVİDE GÜBRELEME
Kivi bitkisi bol saçak kök yaptığı için topraktan çok fazla bitki besin elementi alan bir bitkidir. Bu nedenle Dikim öncesi yapılan taban gübrelemesi ile verim çağın-da yapılan yıllık gübreleme çok önemlidir. Çizelge-1
Gübrelerin veriliş zamanı ve şekli çok önemlidir. Prensip olarak azotlu gübre-nin 2/3' ü bitki uyanmadan önce (Mart içinde), kalan 1/3'ü ise çiçeklenme sonun-da (mayıs sonunda) toprağa verilmelidir. Azotlu gübre verilirken toprağın nemli ol-ması gereklidir. Toprak kuru ve bitki susuz ise azotlu gübre verilmemelidir. Fosforlu ve potaslı gübreler. İse sonbaharda veya erken dönemde (Şubat içinde) bir defada ve toprağın 20-25cm derinliğine verilme-lidir. Gübreler başlangıçta gövdeden 40-50cm uzağa ve daire şeklinde kök bölgesine verilir Yaş ilerledikçe daire çapı genişletilerek gübre uygulanır
SULAMA
Kivi kültüründe en kısıtlayıcı etmenlerden birisi su isteği ve düzenli sulama zorunluluğudur. Su yetersizliği durumunda yapraklar kıvrılır, sertleşir ve kenarlarda kurumalar başlar, yapraklar sarkar, meyveler küçük kalır, sürgünler yeterli uzunluğa ulaşamazlar. Alüvyal top-raklarda, verim yaşındaki bitkilerde her gün veya gün aşırı 4-10 saat süre ile sulama yapmak gerekir. Mayıs-Eylül dönemindeki 5 aylık sürede su tüketimi oldukça fazladır. Bu yüzden bu dönemde yeterli miktarda su verilmelidir.
BUDAMA
Gövde sarılıcı olduğundan budama kivi için çok önemlidir. Kivi budaması 3 başlık halinde incelenebilir.
1- Şekil budaması
2- Yaz budaması
3- Kış budaması.
İlk yıllar yeni dikilmiş genç kivi bitkilerine, düzgün ve dik bir gövde oluşturulması amacıyla şekil budaması yapılır.(Şekil-1 ve Şekil 2)

Şekil 1
Koltuklarda iki yana uzanan kolları oluşturacak şekilde budanırlar. Meyve bir yaşındaki çubukların gözlerinden oluşacak sürgünler-den medyana geldiğinden çubuk üzerinde 6-10 göz bırakılacak şekilde kalan kısımlar kesilip çelik alınabilir. Bu şekil-de kış budaması yapılır.
Kış budaması yaprak dökümü ile gözlerin uyanması arasında kalan sürede yapılır.
Yaz budamaları adından da anlaşılacağı gibi bitkinin yapraklı olduğu dönemde kollar arasındaki sıkışıklığı gidermek, güneşlenmeyi artırmak için meyvesiz sürgün kollarının dipten kesilmesidir.

Hasat ve Muhafaza
Hasat genellikle ekim sonu kasım başında yapılmaktadır. Ortalama verim 1.5-2.5 ton/da olur. Kivi klimakterik bir meyve türüdür. Hasat edildiği anda yeme olumunda değildir. Hasat olumunda SÇKM oranı en az %7, yeme olumunda ise %14-15 olmalıdır. Meyveler soğutmasız koşullarda 3 ay, soğuk hava depolarında 6-9 ay muhafaza edilebilm
Kivinin Faydaları: Lif açısından da zengin bir besin olan kivi bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Vücudu ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Nezle ve grip gibi soğuk algınlıklarına iyi gelir. Nefes açıcı etkisi ile astımlılara faydalıdır. Başta göğüs kanseri olmak üzere, kanser oluşumuna ve ilerlemesine karşı koruyucudur. Kan basıncını dengeler. Tansiyonu ve kandaki kolesterol oranını düşürür. Karaciğeri çalıştırır ve kanı temizler. Kansızlığa ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Yaşlanmanın ciltteki belirtilerini azaltır
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

HATIRLATMA : Yazılarım asıl amacı var olan bilgi belgeleri bir araya getirmek bu belgeleri meraklılarına aynı adresden toplu olarak sunmak doğruyu yanlışı bazen ayırmadan kimin ne düşündüğü nüde sizlerle paylaşmak . kaynak gözterme konusunda ise azami özen gösterdiğimden herkesin emin olmasını istiyorum . Ve katkı olarak yolanacak belge ve yazılarıda yayımlayacağımı tahüt ediyorum lakin kaynak göstermekte herkes üstüne düşüni yapacak bu yazı ve belgelerininde hangi kaynaktan alındığınında yolanması ahlaki olacaktır.
Şimdi yorum sayfasına düşen bu notu ;
"Yazan: Can
Sayın Bayım,
Tarihi makale ve sohbet niteliğindeki yazılar, kaynak gösterilmediği takdirde önemsenecek bir değere sahip olmayacakları malumunuz olduğunu düşündüğüm için sizleri ikaz etmek istedim.
Kaynağınız varsa neden kaynaklarınızı yazmıyorsunuz?
Kaynağınız yoksa bu tip yazılar birer masal olmaktan ileri gidemeyeceğini, birilerinin düşüncelerini bulandıracağını biliyorsunuzdur. Hangi gayeye hizmet ediyorsunuz anlaşılır bulamadım.
Aşağıda bir iki örneğini verdiğim pragraflarınızın itimat edilir kaynaklarını eklemenizi dilerim.
Selamlar
Orta Asya'dan batıya doğru göçlerin tarihi çok eskidir. M.Ö. 2000'lerde atlı-göçebe hayat süren, at eti yiyen, kısrak sütü içen Türk asıllı KIMMERLER göç ederek Kafkas sıradağları ile Karadeniz'in kuzeyine yerleşmişlerdir.
Soydaşları Kımmerler gibi yaşayan ve sonraki Oğuzlar (Türkmenler)'ın ataları olan SAKALAR, M.Ö. 720 yıllarında Hazar Denizi kuzeyinden gelerek Kımmerler'in ülkesini işgale başladılar.
Hakimiyetlerini Doğu Avrupa'ya kadar yayan Sakalar, M.Ö. 680 yılında itaat etmeyen son Kımmerler'i de kovalayarak Kafkas Geçitlerini aştılar ve Azerbaycan, Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine yayıldılar.
M.Ö.120 yıllarında Sakaların Arşak kolundan gelen Val-Arşak'ın oğlu Arşak, yendiği Pontluları baskı altında tutabilmek için Kafkas Geçitleri ötesindeki Bulgarlardan (Balkar Türklerinden) kalabalık bir kolu ülkesine getirterek Buğdayı bol düzlüklere (Bayburt çevresine) ve Çoruh solundaki dağlara yerleştirildi. Bu yüzden Bayburt-İspir kuzeyindeki sıradağlara Balkar'dan hece kayması ile "Barkal" ve buradan güneye esen yele de "Barkal-yeli" denilmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Barkal Dağı'ndadır. ""
Sizle paylaştım ; peki sormazlarmı Siz hangi kaynaktan beslendiniz kaynak yoksa siz de bilinmeyen biryerlere ve gayelerine hizmet mi ediyorsunuz ? Diye
Son Söz : YAZLARIMDA KAYNAK VARSA GÖSTERİLMİŞTİR . GAYEMSE DARMADAĞIN BİRÇOK BİLGİ VE BELGEYİ SAYFAMDA TOPLAYIP MERAKLILARINA SUNMAKTIR. BİLİRİMKİ BU TARIHI YAZANLARIN BAZILARI BÖLÜCÜLÜĞÜ KENDİ IRKINI KENDİ ÇIKARLARINI BAZILARI İSE DOĞRU OLAN KAYNAKLARDAN BESLENİP DOĞRU OLANI YAPMA ÇABASINDALAR .BAZILARIDA GERÇEĞİN KENDİSİNDEN KAÇANLARDIR
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ARDEŞEN YUKARI DURAK ( ZİGEMİ-ULYA CİLENİ ZĞEM ) KÖYÜ İLE İLGİLİ TARİHİ İNCELEME. GÜNCELEŞTİRİLMİŞ 2008 TARİH’ÇESİ;
Rize’ye bağlı Ardeşen ilçesi tarihi geçmişi açısından diğer sahil kasabalarından daha farklı bir konuma sahiptir. Adından da anlaşılacağı üzere, sahil şeridinde yer alan bu şirin ilçenin ardı şendir. Sahile paralel olarak uzanan ve basamak basamak yükselerek Kaçkar Dağlarına yükselen dağ silsilesinin derin vadilerle yarılmış, yamaçlarında geçmişi çok eskilere kadar uzanan çok sayıda yerleşim alanları yer almaktadır. Bu yerleşim alanlarının tarihi geçmişleri hakkında çok az bilgiye sahibiz. Buna rağmen yine de bu yerleşim alanlarının Bölgenin, hatta Anadolu’nun tarihi geçmişi ile yakından ilgili olduklarını söylemek mümkündür. Anadolu’daki tarihi değişikliklerin ve medeniyet farklılıklarının izlerini açık ve gizli olarak günümüze kadar taşıyarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Bölgede, kendi mevzumuz olan Ardeşen’in coğrafi sınırları içerisinde yer alan bir çok yerleşim alanları mevcuttur. Tespitlerimize göre, ardeşen ilçesi içinde yer alan ve incelememize konu olan YUKARIDURAK KÖYÜ, tarihi, sosyolojik ve kültürel yönden incelenmeye değer bir yerleşim birimidir. Çünkü, Yukarı durak Köyü çok eski geçmişe sahip Ardeşen’in ana “anaç” köylerinden biri ve en önemlisidir
Bugün Ardeşen halkını oluşturan insanların büyük bir bölümü bu köy kökenlidir. Asırlar öncesine dayanmasına rağmen geleneksel akrabalık bağı günümüze kadar devam etmektedir
Ardeşen ilçesinin sahil boyunda yerleşim, çok eski tarihlere kadar gitmez. İlçeye sahil boyunu takip ederek gelen Kafkas kökenli insanlar ve diğer bölgelerden gelenlere göre YUKARIDURAK, AŞAĞIDURAK köyü kökenliler büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadır. Köyün geçmiş tarihi ile ilgili olarak çeşitli bilgiler ileri sürülmekle birlikte, kesin bir tarihçeyi ortaya koymanın imkânsızlığı ortadadır. Kısaca, Anadolu tarihi kadar zengin bir geçmişe sahip olan köyün Anadolu’da hakimiyet kuran medeniyetlerin değişkenliklerinin izlerini taşıdığı tahmin edilmektedir. Hititler, Kimmerler, Persler, Yunan Kolonileri dönemi, Doğu Roma Pontus, Altın ordu dönemlerini yaşayan köy, 1461 yılında fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirilen Fetihten sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.
KÖYÜN TARİHİ HAKKINDA KÖY HALKININ AKTARDIĞI BİLGİLER
1-Ardeşen’in ilk yerleşim birimi Yukarı durak köyüdür. İlçede ve diğer köylerindeki yaşamı bu köyden göç edenler başlatmışlardır.
2-Yukarı durak Köyünün Büyük mahalle bölümünde bulunan eski caminin dört yüz yıldan daha fazla bir tarihe sahip olduğu söylenmektedir.
3-Üç kuşak, dört kuşak ötesinin kime ait olduğunu bilmedikleri tarihi mezarlar vardır.
4-Köyün belli bir tarihini paylaşan asırlık ve daha eski tarihe sahip, insan eliyle dikilmiş, yetiştirilmiş gürgen ağaçları vardır.
5-Hilali mevkiinde eskiden kalma insan emeği ile yetiştirilmiş, insan beli kalınlığındaki üzüm tarihi özellik taşımaktadır.
6-Hilali Düzlüğü’nde Ruslar’ın işgal döneminden kalma geçici iskân kalıntıları ve duvarlar vardır.
7-10 Mart 1918 tarihine kadar belli bir dönem Rus işgaline uğramıştır. O dönemdeki yaşlıların Rusça bilmeleri, işgal döneminin daha az zararla atlatılmasına vesile olmuştur.
8-Osmanlı arşivlerinde ZIĞEMİ ULYA “köyün eski adı” ile ilgili: yayla otlama şartnameleri, toprak alım satımı, miras bırakma belgeleri birer fotokopisinin Yukarı durak köyü eski muhtarlarından merhum Mustafa KALYONCU (Sarı tabak)’da olduğu tespit edilmiştir.
9-Köydeki göç olayları: Altmış, yüz, ikiyüz yıl önce Büyüktaş (Kfadidi) korkusundan olmuştur. Bugün de aynı korku yaşanmaktadır. “Ya büyüktaş koparsa! Ya büyüktaş evlerimizin üstüne düşerse!” (Bu sebepten köyden göçerek Ardeşen Şentepe mahallesine ailesi ile birlikte yerleşen Durmuş Süleymanoğlu dördüncü kuşaktan dedemdir.)
10-Peygamber suyu yakınındaki bir taş üzerinde oyulmuş, bir çocuk ayağı, başparmak ve at nalı izi vardır.
11-Ardeşen ilçesinin kurulduğu yer önceleri bataklıkmış. Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi olduğu dönemlerde Batum’a seyahat ederken Ardeşen’in karşısında denizde baltayla yontulmuş bir yonga görür, çevresindekilere; “-neyin nesi bu?” der. Oradakiler; “-buranın ardı şendir” derler. Yukarıdurak Köylüleri diyorlar ki; “-işte o yonga bizim köyden gitmiştir.”

KÖYDE KABİLECİLİK
Köyde altı kabile vardır:
1-Kandğular (Kalaycılar, sebalar, Hengemeler, Karticiler, Mollalar).
2-Sinaniler (Memetinalar, Kurular, Abaşiler, Badiler).
3-Celalar (Sülemenler, Hacıoğlular, Akoğlu, Zirgil, Abdioğlu ve delaliler).
4-Tabağiler (İnceoğlu, Cini, Kalyancuoğlu, Cemali, Çürdina, Alişani).
5-Valeriteler (Köröğlu, Osmanoğlu, Arapina, Miskinoğlu).
6-Kulaberiler (Yukarıdurak Köyünde üç hanedir.)
Tabağiler, Hopa’nın Makral (Kemalpaşa) bucağından gelerek bu köye yerleşmişlerdir. Akrabanın bir kısmi Arhavi va sarpta yerleşkilendirilmiş arhavide tabağiler hatırı sayılır yoğunluktalar
Valeriteler, bu köye Yusufeli İlçesinin Barhal Köyünden gelerek yerleşmişlerdir.
Kandğular, Yusufeli dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir.
Sinaniler’in baba tarafı Erzurum dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir.
Kulaberiler bu köye Aşağıdurak Köyünden gelerek yerleşmişleridir.
Celalar da aynı yolları izleyerek bu köye yerleşmişlerdir.
Köyde kabilecilik gün geçtikçe önemini yitirmektedir.
KABİLELERLE İLGİLİ TESPİT EDİLEN BAZI EFSANELER
UZUN ADAMIN EFSANESİ " TABAĞİ VANLAĞİ"
Tabağiler’den bir uzun adam varmış adına vanlaği denirmiş... cemelilerden Boyu üç metre imiş... On iki kilometre uzaktaki bir tepeden yayladaki annesine bağırırmış:
“—Anne yemeği hazırla, geliyorum!..”
uzun adamın sesini annesi duyar, yemeği hazırlarmış... Yemeğini tahta kepçe olan kopayla yermiş
Şimdi Yukarıdurak Köyü Büyükmahalle mevkiinde yolun kenarında, yol yapımı dolayısıyla tahrip olmuş bir mezar vardır. Köylüler;
—Bu mezar Uzun Adam canlağin’ın mezarıdır” diyorlar...
Tabağilerden yine incoğlu ali denen merhum şahız gücü küvetiyle anılırmış sel sularıyla büyüyen derelerden iki kolunda bir sırtında ve bir omzunda olmak üzere dört kişi ,yaylalarda karataştan yaylalar yapılır köşeye konan 250-
SİNANOĞLU EFSANESİ
Kandğu kabilesi koyunlarını otlatması için Erzurum dolaylarından bir çoban tutarlar. Bu arada Valeritelerin bir kolu olan iki kazak aile Yukarıdurak Köyü’ne gelerek yerleşir. Kazak ailelerden birisi, Kandğuların çobanına kızını vermek istemektedir.. Bu durum çobana duyurulur... Çoban bu durum karşısında:
“—memleketime gideyim. Anama danışayım. Babama danışayım. Onların gönül rızalarını alayım. Ondan sonra geleyim. Allah’ın izni ile evlenelim” der.
Kazak aileler:
“—Sen gidip gelmeyeceksin. Bizi aldatıyorsun” derler. Koyun sürüleri sahibi olan Kandğular da:
“—Sen herhalde usandın bizim burdan. Koyunlarımızı bırakıp gideceksin. Daha dönüp gelmezsin bizim buralara” derler. Çoban da onlara şöyle cevap verir:
“—İlk sözüm; Allah’ın izniyle diyorum. Gideceğim. Geleceğim. Beni bir sınarsız!..” demiş.
“—Olur” demişler. Çobanın yol hazırlığını yapmışlar. Köyün tepesine kadar gidip çobanı uğurlamışlar. Yolcu etmişler. Kimi demiş:
“—Gelir!” Kimi demiş:
“—Gelmez!”
Aradan günler geçmiş... Bir de bakmışlar ki çoban çıkmış gelmiş. Kesilen söz üzerine düğün yapılmış. Ondan sonra da çobana:
“—Sinan”
“—Sinanilan” adları takılmış... Onun töreklerine de “Sinaniler” demişler.
Yukarıdurak Köyü’nde Işıklı’da , Siyat’da, Zulğhe’de, Sinan’da üçyüz hane Sinani yaşamaktadır. Yukarıdurak Köyü dışında, Sinaniler’e bağlı alt kabileler şunlardır:
“Kamburiler, Karagözlüler, Topcuoğlular, Buçaniler, Ahmedoğlular, Hatipoğulları, Özyanıklar, Hacıbayraktaroğulları...”
MAKRİNİN İNEĞİ
Tabağiler’in Yukarıdurak Köyü’ne gelip yerleşen ataları Makral’dan geldiği için, bunlara “Makri” lakabını takmışlar.
Makri’nin çok yaramaz, asabi huysuz bir ineği varmış... Komşuların tarlalarına girer onlara zarar verirmiş... Tüm komşular bu inekten şikayetçi imişler....
Ama sadece Makri’nin ineği mi yaramazmış. Hayır. Bazı komşuların inekleri de aynı yaramazlıkları yaparmış.
Yine tüm komşular bir başka ineği değil, Makri’nin ineğini suçluyorlarmış.
Bir gün Makri’nin kafası bozulmuş ineği kesmiş, ağacın dalından asmış. Bu arada komşunun birinin tarlasına bir başka inek zarar veriyormuş. Komşu bağırmış:
“—Bu inek kimindir”
Bir başka komşu:
“—Makri’nin ineğidir!”
Öteden Makri hiddetle karşılık vermiş:
“—Benim inek ağacın dalında et olarak asılmış... hala biliyorlar ki Makri’nin ineği zarar peşlinde.”
PEYGAMBER SUYU EFSANESİ
Suların en soğuk suyu... Buzlardan daha buz... Sal bir kayanın dibinden kaynayarak yer üstüne çıkıyor... Şarkı söyler gibi bir sesle... Türkü söyler gibi bir sesle...
Yaz ortasında bile soğukluğundan hiçbir şey kaybetmiyor... Berrak mı berrak!.. Duru mu duru!..
Bir zamanlar kendini bilmez, aklı ermez bir çocuk bu suyun içine tuvaletini yapmış... Bu su insanları, hayvanları çok severmiş... O kadar çok severmiş ki, onlar yaylaya gelince çağıl çağıl çağlayarak akarmış... yayladan gittiklerinde hemen kururmuş, gidişlerine üzüldüğü için... Çocuğun bu kötü hareketine öfkelenen Peygamber suyu, o günden sonra hiç akmamış...
Gelen insan yalvarmış, akmamış...
Aradan iki yıl geçmiş... Ulemadan insanlar toplanmışlar. Dualar etmişler, Allah’a yalvarmışlar.. yakarmışlar. Dualar etmişler, Allah bunların dileklerini kabul etmiş... Peygamber suyu insanlarla, hayvanlarla barışmış ve yeniden kaynayarak akmaya başlamış.
O gün bugündür, insanlar, hayvanlar o kutsal suya saygı duymuşlar, sevmişler Peygamber suyunu... Peygamber Suyu’da onları sevmiş, daha çok sevmiş... Sevginin simgesi olmuş. Tobabzga yaylasına gidenlerin mola yeri sırt yaylada yavukluların yürüdüğü yol olmuş su olmuş rahmet olmuş yazın sıcağında rahmet olmuş peygamber suyu
ÇELA EFSANESİ “ Yedi veren “
Zamanın bir yerinde, çok çok eski zamanlarda dağın birinde bir kadının kellesini kesmişler. Yuvarlamışlar kadının kesik başını dağdan aşağıya... Çela uzatmış dallarını tutmuş kesik başı bırakmamış aşağılara...
Kesik baş dile gelmiş, dua etmiş, dilek dilemiş çela için Tanrı’dan:
“--Yılda yedi kez meyve versin Çela Tanrım!..” demiş. Dönmüş Çelaya kesik baş:
“-- Yılda yedi kez meyve veresin!” demiş.
Tanrı kesik başın duasını, dileğini kabul etmiş. Güne dek yılda bir kez meyve veren Çela, o günden sonra yılda yedi kez meyve vermeye başlamış.
Diğer adı Cennet meyvesi.
Siyahın mora yakın olan renginde bir meyve. Namaz tespihlerine dizilmiş boncuk büyüklüğünde. Tadı ekşimtrak. Güz mevsiminin son dönemlerine doğru tatlılaşıyor.ayı yiyor Kurt yiyor, kuş yiyor,ben de yedim Tomğorma tepelerinde. Efsanesi acılarla dolu... Tadı hoş bir meyve Çela.
KÖYÜN COĞRAFİ KONUMU
Yukarıdurak Köyü, Yukarıdurak vadisinin iki yamacında , dağınık şekilde kurulmuş bir köydür. Arazinin eğimi ve engebesi fazladır.
Köyün kuzeyinde; Sinan Köyü, Aşağıdurak Köyü. Batısında; Çayırdüzü Köyü. Güneyinde; Topluca Köyü ve yaylası, Yusufeli yaylaları. Doğusunda; Tunca Köyü ve mezraları vardır.
Belli başlı tepeleri şunlardır: Çatak, Duatepesi, Kaygantepe, Rüzgarlıtepe, Güneşlitepe, Perilitepe, Kolonitepe, Çivitepesi, Camitepesi, Zizeni tepesi, Ğvandi tepesi, Kirsula tepesi. Cilekteri tepesi.acelatağeri tepesi
Köyün gölleri yayla bölümünde toplanmıştır: Osmanoğlu gölü, Yeşil göl, Sandal gölü, Göleteği gölü, Karapogar gölü, Borovan gölü, Soğanlı gölü, Çifte göl.
Fırtına Çayı’nın bir kolunu oluşturan Yukarıdurak deresini besleyen bir çok küçük dereler de vardır: Kızılağaçkavuğu deresi, Yanukırık deresi, Otyamacı deresi, Ambarderesi, eğirmendere, Taşlık deresi, Kök deresi, Kaynardere, Taşderesi, Zimati deresi, Kürdoğlu deresi, Senevati deresi. Karmate ruba deresi
Köyde Karadeniz iklimi egemendir. Ocak ve Şubat ayları karlı geçer. Mart ayı genellikle sisli geçer.
Köyün her tarafı ormanlarla çevrilidir. Bir orman köyüdür. Kızılağaç, gürgen, kestane, ıhlamur, komar, tek tük çam ağaçları bulunur.
Son nüfus sayımına göre Köyün 1800 kişilik nüfusa sahip olduğu anlaşılmıştır.
İki binden fazla nüfus da köyden göç etmiştir.
Köyün dört mahallesi vardır: Büyükmahalle, Dereiçi, Yenice, Kayabaşı. Küçük mahalleler : Tobari senevati haliçona seba mah zimeti ğağana
KÖYDE HAYVANCILIK
Köyde hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Eski tarihlerde yaylacılığa bağlı olarak yürütülen hayvancılığın günümüzde ekonomik değişiklikler ve şehirli köylü yaşantının getirdiği mecburiyetlerden sebep, önemini eskiye oranla kaybetmiştir. 2008 tarihiyle yok denecek kadar azdır
Genellikle büyükbaş hayvan, koyun, keçinin sütünden yararlanıyorlar. Yoğurt, süt, kaymak, peynir, yağ, minci, ayran olarak değerlendiriyorlar. Dün katır ve at sırtı ile gerçekleştirilen yaylalara ulaşım; bugün yaylalara yolların bağlanması sebebiyle arabalarla yapılmaktadır. Yaylalara olan rağbet son yıllarda artmaktadır. Köyden yüzyıllar önce göçerek şehre yerleşen birçok vatandaş yaylalarda yazlık konutlar yaptırmakta ve doğal güzelliği bakımından eşsiz olan yaylalardan çeşitli yönlerden istifade etmeyi düşünmektedirler. Son çobanlardan Ömer yılmaz “ kortu “ Rahmetli olmasın dan sonra tamamen küçük baş hayvancılık ölmüştür
KÖYÜN EKONOMİSİ
Köyün ekonomisi başlığı altında köy halkının dolar ve mark tasarrufu üzerine yoğun ağırlık verdiğine değinmeden geçemeyiz. Hemen hemen döviz tasarrufu olmayan bir hane yoktur. Çünkü halkın çoğunluğu yurt dışında çalışmıştır, çalışmaya da devam ediyorlar. Bu ülkeler; ABD, Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Libya, Arabistan.İsrail Kazakistan vs
Hayvancılık konusunu ayrı başlık altında aldım, ama burada çoğunluk şehirden otu parayla alarak hayvancılık yapmaktadır. Her yıl bu köyden elli-altmış kadar hayvan da ilçe pazarında satılmaktaydı ama şimdilerde bu alış veriş kültürü de kalmamıştır.
Köydekiler de hayvan yiyeceği otu zor şartlarda elde etmektedirler. Üç saat mesafeden insanlar kendi sırtlarıyla ot taşıyarak hayvanlarına yediriyorlar.
Daha çok gübre elde edebilmek için yine sırtıyla taşıdıkları eğreltiotu ve ağaç yapraklarını hayvanların altlarına sararak gübreyle karışımı sağlıyorlar. Yine bu çalışma alışkanlıklarından eser kalmadığı gerçeğidir
Gübreleri sepet içinde sırtlarıyla tarlalarına taşıyorlar. Çay bitkisi için ayrıca Avrupa gübre satın alarak kullanıyorlar. (Çay konusuna tarım bölümünde değinildi.)
Köyün yakacağı odundur. Köy ormanından sağlanıyor. Kuzine sobalara depo ve demir borular eklenerek mutfak ve banyolara sıcak su akıtma olayını başarmışlar.
Eskiden kara hızarla yakın il ve ilçelerde kereste biçerek geçimlerine katkıda bulunuyorlarmış...
Modern hayvancılık yapılmıyor. Suni tohumlama rağbet görmüyor.
Çay alım evlerinde çay fabrikalarında çalışan içiler de var bu köyden.
Köylü çay ve hayvan satıyor. Karşılığında Un, yağ, giyim eşyası, beyaz eşya... satın alıyor.
Köyde hemen her evde renkli televizyon ve çeşitli elektronik eşyalarla beyaz eşya vardır. Eskiden sadece muhtarın evinden yapılan haberleşme şimdi her eve bağlanan telefonla yapılmaktadır.
Köy ulusal elektrik sistemine bağlıdır. Bazı evlerde jeneratör bulunmaktadır.
Evlere terkos su bağlantısı vardır. Yatak odalarında ısıtma sistemi yoktur. Köyde küçük ihtiyaçları karşılayacak bakkallar vardır.
Çok sayıda (hemen her hanede) ağaç kesim motorları vardır.
Köy 300 hane olup mahalleleri ayrı muhtarlık istemektedir. Ancak bu konuda mahalleler arasında derin görüş ayrılıkları mevcuttur. Görüş ayrılıkları 2008 Türkiye sin de hala devam etmekte birlik beraberlik bir türlü sağlanamamaktadır. Umut bağlanan genç nesil ise ne yazık ki bu kısır döngüyü kıramamakta ve banane dercesine köyün yazgısına derman olamamaktadır.
TARIM
Köyün temel geçim kaynağını çay üretimi oluşturmaktadır. Yıllık ortalama 800 tonun üzerindedir. Üç sürüm dönemi çay toplanır.
Köyde ikinci sırayı alan karalâhana üretimidir. Hemen hemen günlük sofraları süsler. Hayvan yiyeceği olarak da kullanılıyor.
Mısır ve fasulye üretimi üçüncü sırayı almaktadır. Fasulye üretimi köyün ihtiyacını karşıladığı halde, mısır üretimi köyün ihtiyacını karşılamamaktadır. Çay üretimi köyde başlamadan önce birinci sırayı tutan ürün mısırmış. Ama, bugün mısır tarlaları yerlerini çay bahçelerine terk etmiştir.
Hayvan ve insan yiyeceği olarak üretilen kabak da ihtiyacı karşılamaktadır.
Üretimi yapılan ancak ihtiyacı karşılamayan ürünler şunlardır: Patates, patlıcan, biber, soğan, ıspanak, pancar, marul, maydanoz.
Şu meyveler üretilmektedir. Elma, armut, kiraz, ceviz, dut, erik, muşmula, kuruyemiş, incir, fındık, hurma, ayva, siyah üzüm.
Son zamanlarda Kivi meyvesi tarımcılığı ticari anlamda yapılmaya başlanmıştır. Ne yazık ki yine köy halkı bu konuda bilinçli olma çabası göstermemekte ilçe kivi tarımcılığın çok gerisinden gelmektedir
BALIKÇILIK
Köyün derelerinde kırmızı benek alabalık vardır.son zamanlarda süni alabalık üretimi yapan havuzların selle boşalmasi nedeniyle doğal derelerde süni alabalık nesli çoğalmiş bu sebeple kırmızı benek alabalık neslide bu yüzden yerleşim bölgelerinde azalmıştır Köylülerzaman zaman alabalık avlıyorlar. Köylünün balığa karşı fazla düşkünlüğü yoktur. Hamsi ve hamsıdan yapılan bir çok yiyecekten habersizdirler
ULAŞIM
Köyün Ardeşen ilçesine uzaklığı
Köye ulaşım hemen her gün yapılmakta, özel araçlar ve dolmuşlarla köyden şehre ve şehirden köye gidip gelme imkanına sahip olan köylü, Köylü-şehirli hayatını bu ulaşım sayesinde sürdürmektedir. KÖYDE SANAYİ VE ÇEŞİTLİ EL SANATLAR
Bir kalaycı, bir demirci, bir elektrikle çalışan un değirmeni, otuz kadar su ile çalışan un değirmenleri,i altı adet Çaykur’a bağlı çay alım evleri, altı adet özel sektöre ait çay alım evleri, kereste atölyesi var.
KÜLEK (KUĞA)
Çam ağacının bedevrasından yapılıyor. İçinde yağ, peynir saklanıyor.
“Çam ağacı dağda,
Bulunur mu dalsız?
Dünyada yok mu,
Benden ikbalsız?”
SEPET
Kestane ve fındık ağacından yapılıyor. Gübre, çay, mısır, et, yaprak, kabak, lahana, taşıma işlerinde kullanılıyor. Yine sepet sanatını teneke sepetler yaparak öldürmüş olduk
KOLO
Çam ağacının kabuğundan yapılıyor: İçinde peynir saklanıyor.
ELEK
Bütün parçaları ağaç malzeme olan elek yaparlarmış eskiden (ölmüş bir el sanatı).
DEMİR İŞLERİ
Orak, kopli, kazma yapılmaktadır. Bugün bunların hiç biri yapılamamaktadır
EL İŞİ (ÖRGÜ)
Kazak, çorap, masa örtüsü, peçete, atkı, başlık, eldiven... Örülmektedir.
ÖRGÜ TEZGÂHI (DODVALONİ)
Eskiden dodvaloni denen örgü tezgâhlarında kendirden gömleklik, pantolonluk kumaşlar örülürmüş. Bu günde kendirden ip, halat yapımında yararlanmaktadırlar. Son 10 yılda kendir üretimi tamamen kaybolmuş ip ihtiyacı plastik çuval malzemelerinden karşılanır olmuş
MANGANA (DİBEK TAŞI DÜZENEĞİ)
İçi oyuk bir taş ve bu taşın içindeki pastayı dövmek için inip-kalkan (ayak hareketiyle) basit makineye mangana deniyor.
KORKULUK (SARİMANGANA)
Suyun hareketiyle çalışan ağaç ve tenekeden yapılmış basit düzenek.. Tarlalardaki ürünleri ve hayvanları yabani hayvanların zararından korumak için yapılmıştır.
ARI KOVANI YAPMA
Gürgen ağaçlarından fenni olmayan arı kovanları yapılmaktadır.
EĞİTİM VE KÜLTÜR DURUMU
Köy halkının yüzde doksanından fazlası okuryazardır. Köyde ilk defa okul 1946 yılında beş sınıflı olarak açılmış, ardından mahallelerde (Büyük mahallelerde 1966, Yenice 1971, Kayabaşı 1974) okullar açılmıştır. Bu okullarda eğitim ve öğretim birleştirilmiş sınıflarda sürdürüldüğünden dolayı eğitimin kalitesinde düşmeler yaşanmıştır. 1992 yılında planlanarak inşaatı daha sonra tamamlanan ilköğretim okulunun açılmasından sonra eğitim ve öğretim kesintisiz yürütülmeye çalışılmaktadır.2000 den sonra daha iyi eğitim adına ilçe merkezine göçler başladı ve birçok öğrenci ilçe merkezindeki okullarda eğitim görmekte
Okullardan toplam 1600 civarında kişi mezun olmuştur. Ayrıca okuma-yazma kursları bitirenlere de belgeleri verilmiştir. Orta öğretime devam eden öğrenci sayısında büyük bir artış vardır. Köyden yetişerek çeşitli mesleklerde görev yapan çok sayıda okumuş insana sahip olan Yukarı durak Köyünün gurbetle bağlantısı çoktur. Yetişmiş insan sayısı bakımından oldukça ön sıralarda yer alan Köyün; hukuk, Tıp, Eğitim, Turizm, İşletme-İktisat, Mühendislik, Gazetecilik, Polis, hemşirelik dallarında yetişmiş çok sayıda insanı vardır.
KÖYDE ANLATILAN BİR FIKRA;
KORTÜ OSMAN, AYI VE İTLER
Merhum Kortü Osman, çok eskiden köylü kıyafetleriyle ayağında çarıklar şehre gider. Giyimiyle kuşamıyla tamamen bir köylüdür... bir kahvede otururken şehirliler bunu alaya alarak söz atarlar:
“—Bugün dağdan bir ayı kaçmış, şehrimize gelmiş.”
Kortüşi Osman sözün kendisine atıldığını anlar ve hemen cevap verir:
“—Hayret!.. Bu kadar itin içine nasıl gelmiş?”
DEVAMİ -------)
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KÖYÜN YETİŞTİRDİĞİ ŞAİRLER
REŞAT ÖNDER:
1964 yılında Yukarıdurak Köyü’nde doğdu. Bir şiir kitabı yayınlandı: ÜÇ BAYRAM ŞİİRLERİ.
RECEP ÖZTABAK
1965 yılında Bursada doğdu. Polis akademisinde amir olan Öztabak Dunyanın birçok ülkesine görevli gitmiş Rotterdam başkonsolosluğunda diplomat “ güvenlik ataşesi “ olarak 3 yıl görev yapmıştır ‘’ YİĞİTLİĞİMDE TEKME İZİ ‘’ adlı şiir kitabi yayımlandı.Amatör olarak halk müziğiyle de uğraşmaktadır ve ‘Gurbet zambağı ve hormonsuz türküler ‘’ adlı albümleri vardır
KÖYDE YÖRESEL AŞIKLAMA ŞİİRLERİNİ EZBERİNDE TUTARAK SÖYLEYEN KİŞİLER:
1-Süleyman KURU
2- Hasan NİŞANCI (Delali)
3-Mustafa ÖNDER (Rota)
4-Mustafa KALENDER (Miskini)
SİYASET NE ALEMDE
Bu köyde siyaset zevktir... Kim ne söylerse söylesin!.. muhtarlık seçimleri bile entrikalarla geçer
Yukarıdurak Köyü’nden yaşlı bir köylünün çizdiği siyaset anlayışı şu.
“Cenazemize, hastamıza, düğünümüze hep birlikte koşuyoruz... Birbirimizin tabutunun altına giriyoruz... Siyaset bizim için karşıdaki adamı hoş görmektir.”
Oy durumu sürekli kaygan durumda. Belli bir partiye saplantı yok. Köyü ziyaret eden ünlü politikacılar: Mesut Yılmaz ve Rize Milletvekilleri. Aslen Yukarıdurak mehmet nişanci (yapaz) nin kızkardeşi olan elmaz in torunu olan yazıcının başivat mahallasi zillo mehmedin oğlu olan İbrahim yazıcı ANAP ve DYP millet vekilğini yapti şu an bursa spor kulub başkanıdır.Ayrıca Mümtaz Sinan Köyün bağli olduğu Ardeşen ilçesinde ikinci Dönemdir belediye başkanlık görevini başarıyla yürütmektedir. İbrahim Önder Ardeşen AKP , Emin Önder İstanbul AKP il , Yuzuf ziya ÖZTABAK da Yalova AKP il AKP Rıfkı Yaylacı Yine İstanbul AKP teşkilatlarında hizmet yarışındalar Özelikle İbrahım ÖNDER Ve Belediye Başkanı sy Sinanin Köy Halkının hizmetinde Cidid Gayretleri vardır . Bürokrasi de de önemli simalar vardır. Bunlardan en önemlisi . Basından yetişme Dönemin başbakanı Mesut Yılmazın basın Müşavirliği ve akabinde bir çok ANAP bakanına basın danışmanlığı yapıan TRT genel müdürlük yarışında bulunan sonrasında tekel Tuz fabrikaları genel müdürlünü yapan Osman yazıcı ve şimdilerde siyaseti uzaktan izleyen ve asıl mesleği gazeteciliği bazi internet sitelerinde köşe yazilarıyla sürdermeye çaışmaktadır , Özel Çevre Koruma Kurumu Başkan Yrd olan Ahmet Özyanık söyleyebiliriz.
Kırmızı pasaportlu Diş işleri Bakanlığında Diplomat (Ataşe ) olarak Görev yapan Polis Akademisinde Amir Recep Öztabak dan sonra Yine Polis Memuru Olan Ziya Görmez Ataşelik Görevini Türki devletlerinde Yürütmektedir.
KÖYDEN ÇEŞİTLEMELER
Eve girerken kapıda ayak açılıyor...
Evler genellikle iki katlıdır. Alt kat ahır olarak kullanılıyor. Çatı arasına hayvan yiyeceği ot konuluyor. Her evin yanında bir nayla var. Evler genellikle; Tuğla, briket ve ahşap...
Köyde ata ve dede ismini yaşatmaya çok özen gösteriliyor. Onun için aynı adı ve soyadı taşıyan bir çok insan var; örnek. On kadar Osman Önder, on kadar Hatice Nişancı... Bu yüzden mektup sahibini çok geç buluyor.
Her şey insan sırtıyla taşınıyor burada; odun, ot, çay, yaprak... ama her şey gibi yazının yazıldığı tarih ve zaman de eskidi sırtıyla yük taşıyan yok desek en doğrusu olur. 3 tekerlekli el arabaları ve motorlu taşıtlar insanların omuzlarından bu tür külfet ve ağırlıkları aldı günümüzde
Köyde maden araştırması yapılmış, altın ve manganez madeni olduğu tespit edilmiş...
Köyde eğitimden geçmemiş ama tecrübe kazanmış bazı köy kadınları da doğum yaptırıyorlar.
Köyde birbirine heyecanlı dakikalar yaşatan şaka yüklü mektuplar yazıyorlar.
Genellikle kış oyunları arasında; “yüzük kimde?” oyunu oynanıyor.
1-Yeni evli erkeğin gece oturmalarına ilk bir iki hafta içinde gitmesi hoş karşılanmaz.
2-Genellikle şöyle beddua edilir: “Allah belanı versin, hoca selanı versin.”
3-Tosun, inek, öküz kesen birisi komşularını et yemeğe davet eder.
4-Yukarı durakta tüm erkekler gurbeti yaşamıştır., kadınları ve çocukları çıkarsak.
5-Burada otuz beş yaşından yukarı erkekler çorap, kaşkol, eldiven örüyorlar. Şimdilerde yun mu kaldı ki örsünler millet ten beliğe ve sefaya alıştı babam nerde çorap ören nerde
6-Cereyanın kesik olduğu günlerde ölüm haberi sac boru ile duyurulur.
7-Köylülerin memura bakış açıları şöyledir: “Otuz günlük ayda yirmi dokuz gün aç, bir gün toktur.” Bu anlayış tek ekmek kapısı devlet memurluğudur hakım oldu son günlerde
8-Karasabana burada insanlar koşularak tarlalarını sürüyorlar.
9-Martta gelin olan dertli olur.
10-Erkek çocuk doğursun diye gelinin kucağına erkek çocuk oturtulur.
YENİ YILDA EVİNE GELENİ BOŞ ÇEVİRMEYECEKSİN
Bir şey yedireceksin. Yeni yılda bir yere giderken bazısı rastlarsa uğur getirir, bazısı rastlarsa uğursuzluk getirir.
GURBETE GİDENİN ARKASINDAN EVİ SÜPÜRMEZLER
Ev halkı o gün evi süpürmez, toprak oynatmaz, çöpü dışarı atmaz, kimseye bir şey vermez.
BAZI İNANÇLAR
1-Çocuğun ağlamasını kesmek için tavuğun ilk yumurtasına kömür sürerek dört yol ortasına gömerler.
2-Yeni doğan çocuğun ağlamasını durdurmak için horoz sesi işitmemiş çam dalına ipten düğüm atıyorlar.
3-Birden fazla kişinin omuzlarında taşınan tomruğunu bebeği basmaması için bebeğin ayakları tomruğun üzerine bastırılır.
4-Eve dışarıdan getirilen etin bebeği basmaması için bebeğin ayakları etin üstüne bastırılır.
5-Mayısın durağında toprağı oynatırsan, sel alır bereket olmaz.
6-(Salı günü ağaç kesme ile ilgili bir batıl inanç vardır)
7-Ağustosun durağında ekin toplamaya gidersen bereket kalmaz, yel alır gider.
8-Son Çarşamba yola çıkmak uğursuzluktur.
9-Salı günü traş olmak uğursuzluktur.
10-Pazar günü kesilen ağaç güvelenir.
11-Cuma günü yaş ağaç kesen hayır görmez.
12-Akşam namazından sonra evin damlalığından dışarı sıcak su dökeni peri çarpar.
13-Siğil tedavi etmek için el ve ayak tırnaklarıyla yabani elmanın küçük dallarını birlikte dört yol ortasına gömeceksin.
14-Yağışlı havada tarlaya gireni yer altındaki kocakarılar kukarla yer altına çekerler.
15-Cuma günleri hastaları camide dua okutturunca tedavi olacağına inanılıyor.
16-yayla yolundaki DİLEKTAŞI’nda dilek dileğinin kabul olacağına inanılıyor.
17-Şubat ayında düğün yapanların çocuğu olmaz.
18-Düğün günü kız evinde düğüm atılmaz, atılırsa kız bağlanır.
19-Kuzgun öterse ölüm olur. Erkek çakal “ lipardi “ kimin arazisinde ulursa o haneye uğursuzluk getirir.
.
NUSKA (MUSKA)
Nazardan korkanlara, uyurgezerlere, uykuda konuşanlara, ağlayan çocuklara, yeni doğan ineklere, kötülük istenilen kişilere, sevdalılara muska takılıyor.
NAZARA İNANMA
Nazara inanıyorlar. Alaca gözlü insanlar nazarcıdır. Nazar olan inek huysuzlaşır, sütü acı olur, peynir tutmaz. Tamahçı insanların gözü tutar.
KADINLAR YOLUN ALT TARAFINDAN GİDER
Erkeğe kadının saygısıdır. Yaşça küçükler yolun alt tarafından giderler. Büyükler yolun üst tarafından giderler. Kadınlar erkeklerin arkasından yürür
YENİ EVLENENLERİ NUSKA İLE BAĞLAMA
İki şekilde oluyor: Birincisi kötülük olsun, ikincisi ise mutlu olsunlar diye.
GUGULİ KUŞU ÖTMEDEN KAHVALTI YAPACAKSIN
Guguli kuşu ilk ötmeden, sen kahvaltını yapacaksın. O öttükten sonra sen kahvaltı yaparsan o sene seni yenmiş olur. Köy halkının inancı bu... şimdi yani 2008 saat 10 da kalkana helal olsun
KÖYDE SÖYLENEN ATASÖZLERİ
Isırgan kökünden gül bitmez, yine ısırgan biter.
Elin ölümü ele uyku gelir.
KÖYDEN GÖÇ EDENLERİ UĞURLAMA
Köyden göç edecek kişi komşularını davet eder. Kendisini uğurlamak için gideceği gün herkes evine gider. Arabaya yerleşip hareket edene kadar yanında bulunurlar. Akşamdan erken yetmek ne mümkün küli ağlatır komşular erken kalk ta giden vedalaşsın hatunuyla nerde
ÖLENİN ARKASINDAN ÜÇ GÜN EVİ SÜPÜRMEZLER
Ölenin arkasından üç gün evi süpürmezler - üç gün evden ayrılmazlar
GECE OTURMALARI
Gece oturmalarına davetli-davetsiz gidilir. Oturmalarda askerlik anıları anlatılır, köyün işleri tartışılır, politika yapılır. Ayrıca yemek yenir, çay içilir. Dedikodu ve köy meselelerini de unutmamak lazım
ASKERE GİDECEK GENÇLERİN VEDALAŞMALARI
Osmanlı döneminde askere gidenler vedalaşırken; “Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var” derlermiş. Bu prensiple Birinci Dünya Savaşı’na köyden bir çok kişi askere alınır. Bunlardan bir anda askere alınan üç kardeşten, Tukioğlu Mehmet, Osman ve Mustafa. Bunlardan Mustafa’nın sekiz yıl sonra köyüne döndüğü bilinir.
İstiklal savaşına katılmış ve madalya almış gaziler şunlardır:
1-Mehmet Nişancı Yapaz
2-Mustafa Yazıcı
3-Mehmet Öztabak.
Şimdiki gençler askere giderken ev ev köyü gezerken vedalaşırlar. Askerlik yapmayanı köylü hoş karşılamaz.
İMECE (MECİ)
İmece için ev ev gezilerek akşamdan haber verilir. Genellikle imece davetine uyulur. Beton karma, poruş (kazma) yapma, çay toplama, gübre taşıma, mısır ayıklama için imece yapılır. Dı şimdi gürcü halkı potansiyel iş gücü iş yapan varmıki imece olsun
DEDENİN YANINDA ÇOCUK SEVİLMEZ
Çocuğu dede ve ninesinin yanında anne ve babası sevemez. Anormal karşılanır. Dı şimdi bu gelenekten kalanı pek azdır
DOĞAN ÇOCUĞA ANNE VE BABASI AD KOYAMAZ
Oğan çocuğa anne ve babası ad koyamaz. Dede ve ninesi çocuğa ad koyar. Çocuğa kız veya erkek oluşuna göre dedesinin veya ninesinin adı.
SES VERME
Burada ölü sahiplerine başsağlığı dileme olayına “SES VERME” diyorlar. Köyde yediden yetmişe herkes ses vermeye gider. “Bugün ona yarın bana” prensibiyle, bu günde dargınlar da barışır. Bu gelenek yozlaşmadan devam eder burada tek bozulmayan belki güçlenen dayanışmadır ses verme
KÖYDEKİ DÜĞÜNLER
Önceden babası kızını kime isterse ona verirmiş. Kızın hiçbir söz hakkı yokmuş. Şimdi kızın da görüşü alınıyor. Hatta seveni sevene verme eğilimi başlamıştır.
Kirve ve kızı istenmez ve alınmaz.
Akrabanın istediği kızı yabancı isteyemez.
Erkek sevdiği kızın başörtüsünü kapar alır. Kızın başörtüsünü kapan erkekten başkası o kızı isteyemez. Kız istemek için önceden aracı olarak bir kadın gönderilir. Aradan birkaç gün geçer. Kızın babasının durumuna göre, erkek tarafı mahallenin yaşlı kişilerini toplayarak kız istemeye giderler. Karar olumluysa söz kesilir. Önceleri kız istemek için erkeğin babası bir sopa parçasını kendine taraf yontarmış (bıçakla).
Nişanlı kız düğüne dek erkek tarafıyla konuşmaz.
DÜĞÜNE DAVET
Düğün sahibi dargın olduğu kişileri düğüne davet etmez.
Eskilerden düğünlerde çalgılar “tulum-kemençe” çalınır, oyunlar oynanırmış. Bu gün dinsel sebeplerle terk edilmiştir. Çalgı çalınmaz, oyun oynanmaz.
Başlık parası alma işi terk edilmiştir.
Ziynet takma ve aldırma işi terk edilmiştir.
Köyde iki çeşit düğün yapılır: Akraba düğünü (sadece akrabalar davet edilir), köy düğünü (umum köy davet edilir).
Düğüne bir gün kala davet yapılır, kapı kapı dolaşarak... kız tarafı davet etmişse bahşiş vereceksin. Erkek tarafında bahşiş yoktur.
Düğün alayı gelini almak için geliyorsa, karşıdan gelenler yolun alt tarafında duracak.
Gelinlik giydirmeyi günah sayıyorlar.
Ve köy düğünleri de yapılmaz oldu o el yapımı baklavalar pilavlar kavurmalar kuru fasulyeler daha ucuz ve ruhsuz salon düğün adabı çıktıktan sonra
GELİN ERKEK EVİNİN YOLUNDA
Köyde düğünler genellikle aralık, ocak, şubat aylarında yapılır.
Gelin erkek evine götürülürken yol kesilmez. Karşıdan gelenler yolun alt tarafında ise altına, üst tarafında ise üstüne duracak. Alt taraftaki üst tarafa, üst taraftaki alt tarafa geçerse yol kesilmiş olur. Bu durum hoş karşılanmaz.
Gelin babasının önüne ip tutanlara zarf içinde para bahşiş verilir.
DAMAT EVİNE YAKLAŞAN KIZ TARAFININ İSTEKLERİ
Damat evine elli metre kadar yaklaştıklarında gelin tarafı arabayı durduruyorlar. Bu arada erkek tarafının temsilcisi DADE (sağdıcı) arabanın yanına gider.
“--İsteğiniz nedir beyler?” Der.
“--Bizi koruyacak sayın damat beyi görelim” der kız tarafı. Dade hemen damadı alır getirir. Damat kız tarafını selamlar. Geriye gider. Kız tarafı gelinle birkaç metre erkek evine yaklaşırlar. Tekrar damadı isterler:
“—Damat Bey gelsin” Dade damadı alır gelir.
“—Buralar çamurdur asfalt olacak” der kız tarafı. Çamursa çamur biraz temizlettirilir. Damat geri gider. Kız tarafı erkek evine biraz daha yaklaşır. Damadı tekrar isterler. Damat gelir, şemsiyeyi gelinin üzerinden alır. Bozuk para ile karışık renkli kağıtları gelinin üzerine serper. Damat geri döner.
Kız tarafı erkek evinin merdivenine kadar yanaşırlar. Damadı isterler. Damat gelir, gelini kolundan tutup damada teslim ederler. Damat gelini kapıdan içeri alır. Başka kapıdan yada pencereden dışları çıkar. Gelini içeri aldığı kapıyı tekrar açarak içeri girer. Eve yeni gelen gelin kaynanasıyla birkaç ay konuşmaz.
Eskiden gelinler kaynata evinde ateş yanan yere yakın oturamazlarmış.
KÖYDEKİ YEMEKLER
Kızlar yemek yapmayı annelerinden öğreniyorlar.
Mutfak aynı zamanda oturma salonudur.
Yemeklerin bir kısmı çatal kaşık kullanmadan yenir. Çoğunlukla aynı sofraya oturulur, yetersiz geldiğinde çocuklara ayrı sofra kurulur. Yemeğe besmele ile başlanır. Yemek dağıtımında belli bir kural yoktur. Yemeğe önce büyükler başlar. Sofradan kalkmanın belli bir sırası yoktur. Sofraya geç oturma, sonradan katılma yoktur.
Sofranın dibine ekmek parçaları dökülmez. Tabakta yemek bırakmak pek hoş karşılanmaz. Misafir dahi gelse sofradan kalkılmaz, “Buyur” denir.
Ateşe tuz, ekmek atılmaz. Komşudan tuz, şeker, biber ödünç olarak alınabilir.
Ocaktaki boş zincir sallatılmaz; ineğin yuvarlanır, herhangi bir uğursuzluk olur.
Eskiden tamamı tahtadan yapılmış sofralar, siniler, kaşıklar, hamur tekneleri kullanılırdı.
“Lahana ekmeğin veziri,
Öteki kıvırı zıvırı.”
Lahana köyün temel besin kaynağıdır. Lahanadan; ğemu, termoni, ezme, sarma, pancari, kavurma, turşu yapılır.
Fasulye: Kuru, taze ve konserve yemekleri ile turşusu yapılır.
Tavalama: Köye özgü peynirin tere yağı ile eritilmesidir.
Haşil denilen mısır lapası yapılır. Yağ ve ayranla yenir.
Elma, armut, ayva kurutularak hoşaflık yapılır.
Ğomu: Kırmızı barbunya, karalahana, mısır unu, tuz, iç yağından yapılan yemektir.
Termoni: az farkla ğomuğun bir çeşidi.
Ayrıca pilav, laz böreği ve baklava da sofraların vazgeçilmez çeşididir.
Kavurma yoğurt, kaymak, ayran, minci, süt, sütlaç, tereyağı da köyün yiyecekleri arasındadır.
YAYLACILIK
“Haziranda geliyor yayla zamanı
Yayla zamanı
Yaylacılar sürüyor
Devranı
Akşam üstü içer
Ekşi ayranı...”
Yukarıdaki dizeleri söyleyen Mustafa KALENDER, şu sözleri de ekliyor konuşmasına:
“—‘Ardeşen’i batıran atmacacılık, Murgul’u batıran ayrancılık, Yukarıdurak Köyünü batıran yaylacılıktır’ derdi eskilerimiz.”
Eskiden yaylaya topluca çıkılırmış... Tulum çalınır, şen şakrak içinde, neşeyle oyunlar oynanarak yaylaya çıkılırmış. Uygun yerlerde molalar verilir, bu eğlenceler tekrarlanırmış.
“Yaylanın düzünde oynar ahbaplar,
Aklıma gelince eriyor yürek...”
Önce Zizeni’ye çıkılıyor. Sonra ana yaylaya çıkılıyor. (Sırt Sapuret) Daha sonra da değişik kollara ayrılıyorlar. Arka, Göleteği, Çamdibi, Neknari...
Yaylada alabalık tutuluyor.
Yaylacılık yapanların koyun, keçi, inek, öküz, katır, at, köpekler gibi hayvanları vardır.
YUKARIDURAK YAYLASINDA ARI SULTANI OTURURMUŞ
Çok önceleri Yukarı durak yaylasında arı sultanı otururmuş. Bir imparatorluk kadar arı varmış... Halk arıların balından çok mumundan yararlanırmış. Balmumundan mum yaparak katırlarla Erzurum’a Bayburt’a, Rize’ye, Trabzon’a sevk ederek balmumu yaparlarmış...
Bu günde arıcılık aynı bölgede yapılmasına rağmen, arıların nesli tükenmektedir. Arıcılık yapanlar azalmıştır. Balmumu ticareti yok olmuştur.
Köy içinde bal satılır, az da olsa...
TARİHİ VE TURİSTİK YERLER
ILICAK SUYU: Mağara mevkiindedir. Mide ağrılarına iyi gelmektedir.
GAVUR MEZARI VE RUS GÖZELTME YERLERİ: Kayabaşı Mahallesi’nin Kırkıncı Tepesi’nin üstündedir. İşgal döneminden kalmıştır.
PEYGAMBER SUYU: Peygamber Suyu efsanesinde ayrıntısıyla anlatılmıştır.
ZİGEMİ ULYA CAMİİ: Köyde altı adet cami vardır. Bunların içinde tarihi özelliğe sahip olan Zigemi Ulya Camiidir. İnşa tarihi H.1156 M.1743’tür. Cami çeşitli dönemlerde tamirat görmüştür. Caminin vakıflara kaydının yapılması hususunda Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Haşim Karpuz Bey’in katkıları olmuştur. Kültür bakanlığı tarafından yayınlanan “RİZE” isimli kitabında caminin planı ve fotoğrafı yer almaktadır.
KAPAKLI SU: Borovan yolunda, çanak halinde bir taş üstünde kapak var. İnsanlar içine başını sokarak bu suyu içiyorlar.
Yeşilin her tonuyla kucaklaşmak isteyen, Kaçkar’ın heybetinden fışkıran temiz havayı solumak isteyen derelerde kendi eliyle canlı alabalık yakalayarak yemek isteyen herkesin özlemini gidereceği bir yerdir, Yukarı durak Köyü...
AVCILIK
Domuz, çeşitli kuşlar, dağ keçisi ve alabalık avcılığı potansiyeli mevcuttur. Köyde avcılık yapanlar vardır.
KÖYÜN TEMEL SORUNLARI
Köyün büyük sorunları mevcuttur. Bunların bir kısmını maddeleştirmeye çalışırsak sorunları şöyle tespit edebiliriz.
1-Köyü şehre bağlayan ana yolun genişletilerek asfalt durumuna getirilmesi. Bu konu büyük ölçüde çözümlendi.
2-Mahalleleri birbirine bağlayan yolların bakımının yapılması maalesef kişisel çıkarlar ve cehaletten arazimden yol geçemez anlayışı ne yazık ki hala çok yaygın bu yüzden kavgalar dedikodular ve çekişmeler bitmek bilmez bir durumda
3-Büyük Mahalle yol güzergâhının değiştirilmesi. Kvaşubadan karmateruba ve tobari ve yayla yolunun bağlanması ama yukarda sayılan sebepler bunlara engel
4-Yayla yolunun daha bakımlı bir duruma getirilmesi
5-Köyde işler durumda olmayan sağlık ocağının işlerliğe kavuşturularak personel bulundurulması
6-Köy düğün salonunun ve muhtarlık binasının yapılması
7-Köyde bir kooperatif (Üretim-Tüketim) kurulması.
Günceleştiren ve yeni bilgilerle katkı: Recep ÖZTABAK
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Alabalık ülkemizde ilk ele alınan ve başarılı bir şekilde uygulanan bir yetiştiricilik yöntemidir. Ülkemize ilk olarak 1970 li yıllarda başlayan çalışmalardan çok olumlu sonuçlar alınmıştır. Öyle ki günümüzde alabalık yetiştiriciliğinin ele alınabileceği kaynak sayısının ülkemizde oldukça azaldığı söylenebilir. Ama bu durum ülkemizde alabalık yetiştiriciliği daha fazla geliştirilemez anlamını da çıkarmaz. İnancımız odur ki ileriki yıllarda bu konuda daha pek çok gelişme olacaktır. Şöyle ki bu gün sofralık alabalık üretiminde kullanılan ve yavru üretimine uygun olan su kaynakları ileride sadece yavru balık üretimine yönelebilir. Bu yerlerde üretilen yavruların, barajlarda veya Karadeniz de su sıcaklığının alabalık gelişmesine uygun olduğu kış aylarında besiye alınarak ülkemiz üretiminin iki üç katına çıkarılabileceğini beklemekte olasıdır. ülkemizdeki alabalık üretimi 2002 yılı için 1000’i aşan işletmede 40.000 ton dolayındadır. 1970 li yıllarda alabalık soğuk sularda yetişen nadir bir balık türüdür diye tanıyan halkımız, bu gün her Pazar yerinde tezgahlarda nerede ise en ucuz pazarlanan balıklar arasında görmesi bu konuda sağlanan gelişmenin bir işareti sayılmalıdır. Bu gelişmelerin sağlanması pek çok atılımcı için başlangıçta pek kolay olmamıştır. 1970 li yıllarda İlk kez üretime açılan işletmeler pek çok zorluklarla karşılaşmışlardır.
Dünyada yetiştiriciliği yapılan Alabalık türlerini iki şekilde sınıflandırmak mümkündür. Dış yayınlarda alabalık türleri genellikle Avrupa ve Amerika alabalıkları olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Ülkemiz ve yetiştiricilik bakımından ise, alabalık türlerini yerli alabalıklar ve kültür alabalıkları olmak üzere ele alan araştırmacılarımız da vardır. Bu sınıflandırmalara göre en önemli alabalık türleri ni şu şekilde sınıflandırabiliriz.
Kahverengi alabalık (Salmo trutto fario)
Avrupa alabalıklarından Kahverengi alabalıklar (Salmo trutto fario, L.) Avrupanın dağlık bölgelerinin bir türüdür. Kırmızı benekleri belirgindir. Bu grup içerisinde Salmo trutto marmaratus Ülkemizin batı bölgelerinde Kaz dağlarında yaşamaktadır. Atlantik som balıklan (Salmo salar L.) Göçebe bir türdür. Portekizden İskandinav ülkelerine kadar pek çok temiz sulu nehirlerde bulunur. Atlantik Okyanusuna bakan Kuzey Amerika sahillerinde de yaşamaktadır.
Danube som balıkları (Hucho hucho L.) Kuzey Avrupa’nın bir çok göllerinin balıklandırılması için ele alınan bir türdür. Bir metre uzunluğa kadar büyüyebilmektedir. Salvelinus alpinus Asya ve Kuzey Amerika sahillerinde de bulunan bir türdür. Derin göllerde yaşamayı tercih etmektedirler. Renk ve şekil bakımından çok güzel görünümleri vardır.
Diğer bir grup olarak ele alabileceğimiz Amerika alabalıkları içerisinde en ünlü olanı Gökkuşağı Alabalıklarıdır (Oncarhynohus mykiss veya Salmo gairdneri R., ). Dünyada ve ülkemizde yetiştiriciliği en yaygın olan alabalık türüdür. Ege koşullarında 10-11 ayda porsiyonluk ortalama 250 gr ağırlığa ulaşabilmektedir. Ülkemizde alabalık yetiştirecek olanların ele alacağı birinci alabalık türü durumundadır. Su sıcaklığının tedrici yükselmesi durumunda yüksek su sıcaklıklarına uyum sağlayabilmektedir. Bol su ortamında su sıcaklığının 22-23 dereceye yükselmesi balıklar üzerinde kötü bir etki yaratmamaktadır. Fakat ideal yetiştirme sıcaklığı 14-17 derece dolaylarıdır. İyi kalitedeki bir kg. yapay yem ile bir kg. canlı ağırlık artışı sağlanabilmektedir. Bu verim düzeyine ıslah ve yem kalitesinin yükseltilmesi ile ulaşılmıştır. Evcil bir balık türüdür. Diğer kültür alabalıklarına oranla daha dayanıklıdır Çeşitli alt türleri bulunmaktadır.
Oncarhynohus mykiss, Kuzey Amerikanın bir türü olup 1880 yıllarında Avrupa ya getirilmiştir. Yine bu gruptan Salmo clackii R. Amerikanın kuzey bölgelerinde gökkuşağı alabalıklarına oranla daha iç bölgelerde yaşayan bir türdür. Pasifik som balıkları (Oncorhynchus sp.) denizlerden nehirlere göç eden ve yumurtalarını bıraktıktan sonra ölen som balıklarını içermektedir. Bu grup içerisinde pek çok tür bulunmaktadır. Salvelinus fontinalis Kuzey Amerikanın Atlantik okyanusuna bakan kıyı ve buralara dökülen nehirlerde yaşamaktadır. Amerika göl alabalıkları (Salvelinus namaycuch W.) Kuzey Amerikanın derin göllerinin bir türüdür.
Alabalık türlerinin ülkemiz ve yetiştiricilik bakımından sınıflandırılması. Durumunda;
Yerli Alabalıklar olarak . Salmo trutto abanticus iç ve Doğu Anadolu'nun dağ göllerinde yaşar. Göl alabalığı olarak tanınırlar. Vücutlarında kahverengi halkalar içinde siyah noktaları ile tanınırlar. Salmo trutto labrax, PAAL. İse Karadeniz e dökülen akarsularımız da bulunur. Vücut üzerindeki geniş gri mavi benekleri ile tanınırlar. 10-
Ülkemizde Gökkuşağı alabalığı yanında Kültürü yapılan diğer alabalık türleri ise (Shasta gökkuşağı alabalığı) Dünyaya Kaliforniya dan yayılmıştır Renkleri açıktır Üzerlerinde az koyu siyah noktalar bulunur. Yan taraflarında geniş kırmızı çizgiler vardır. Gelişme özellikleri çok iyidir
.Salmo gairdneri gairdneri (Çelikbaşlı gökkuşağı alabalığı) Amerika orijinlidir Yan taraftaki kırmızı çizgileri daha parlaktır. Sırt çizgisi boyunca ve sırta yakın kısımlarda birçok kırmızı beneklere sahiptirler Geç yumurta verirler.
Alabalık yetiştiriciliği için kaynak, akarsu, göl ve yeraltı suları kullanılabilir En uygunu kaynak sularıdır. Suyun berrak olması istenir. İçilebilir temiz sular tercih edilir. Su sıcaklığının yılın her mevsiminde 14-15 derece dolayında olması en uygunudur Yumurtlama ve yavru çıkışı için su sıcaklığı 7-15 derece arasında olabilir. Yetiştirme ve yemeklik balık üretimi için su sıcaklığının yavaş yavaş yükselmesi ve gökkuşağı alabalıkları için 20 dereceye ulaşması önemli bir sakınca yaratmaz Hatta gökkuşağı alabalıkları bol su ortamında 23-24 derece su sıcaklıklarında bile yaşayabilmektedirler Fakat sıcaklık artışında dikkatli olunması yine de önemli bir konudur. Her türün farklı dönemlerinde farklı sıcaklık istekleri vardır. Örneğin, gökkuşağı alabalığında yumurtlama ve yumurta kuluçkalanması için 10-
Suyun pH'sı 6,5 7,5 arasında olmalıdır Suyun az sert olması ve SBV değerinin 4'u aşmaması tercih edilir. SBV değeri ve pH hakkında genel balık yetiştirme kitaplanında bilgi verilmiştir. İncelenmesini öneririm.
Alabalıklar bol oksijen bulunan sularda yetiştirilirler. Su sıcaklığının 20 dereceyi aşmamasının istenmesi ılık sularda oksijen miktarının düşük olmasındandır. Diğer bir ifade ile balıkları rahatsız eden suyun sıcaklığı değil ılık sularda az oksijen bulunmasıdır. Örneğin sıcaklığı 1 derece olan suda 14 mg/lt. oksijen bulunur iken 10-20 ve 30 derece sıcaklığındaki sularda 11.3-9.19 ve 7.67 mg/lt. erimiş oksijen bulunur. Alabalıklar için oksijen miktarının 6-7 mg/lt den daha aşağıya düşmesi iyi sayılmaz. Alabalıklar az oksijenli sulardan hoşlanmadıkları için başarılı bir üretim için bol su ve sıcaklığı 20 dereceden aşağı sular aranılır.
Alabalık sularında potasyum hidroksit (KOH) 15 ppm, bakır 1 ppm, magnezyum klorür (MgCl2) 4000 ppm, kurşun nitrat (Pn(NO3))2 ppm, kurşun klorür (PbCU 0.3 ppm amonyak yavrular için 0,005 ppm, yetişkin balıklar için 1 ppm, klor 0.25 ppm'den fazla olmamalıdır. Su içerisinde çeşitli lifler tortu ve organik artıklar bulunmamalıdır. özellikle yumurtaların bulunduğu tavalara giden suların çok temiz olması gerekli hatta zorunludur. Çünkü yumurtalar üzerine birikebilecek mil ve kum artıkları çıkış gücünü büyük oranda etkileyebilir ve yumurta ölümlerine neden olur.
En az 100 Lt/sn su miktarına sahip olmak ideal bir alabalık üretim işletmesi kurmak için gereklidir. Daha az su miktarına sahip olan kaynaklarda da alabalık üretimi ele alınabilir ise de ısınma olabilir ve bu durum balık üretimi için tehlikeli bir ortam yaratabilir. Yabancı yayınlara göre 100 Lt/sn su bulunan bir kaynakta 6-9 ton balık yetiştirilebileceği bildirilir. Fakat iyi bir planlama yapılır ise 100 lt/sn su ortamında 15-20 ton alabalık üretmek mümkündür. Diğer yaşlarda ise,
1000 yumurta için 0.5 -1 Lt/dakika,
0-2 aylık 1000 adet yavru için 1 - 3 lt/dakika,
4-8 aylık 1000 adet yavru için 6-10 lt/dakika
su gerektiği belirtilebilir. Bazı yazarlar her bir aylık yaşta 1000 balık için 1 lt/dakika su hesaplanması gerektiğini önermektedirler. Örneğin, balık yavruları 7 aylık ise 1000 balık için 7 lt/dakika su gerektiği hesaplanabilir. Yalnız bu arada şu konuyu da hatırlamak gerekir ki; balıkların ihtiyacı olan suyun hesaplanmasında balıkların ay olarak yaşları yanında gelişme durumlarının da dikkate alınması gerekir. İyi yemlenmiş ve gelişmesi hızlı olan gruplarda su ihtiyacının bir miktar daha yüksek tutulması düşünülür.
Balık yetiştirmede su idaresi çok önemlidir. Örneğin 100 Lt/sn su içeren bir kaynakta
Arazinin özel mülk veya tapulu olması kuruluş işlemlerini azaltır. Fakat hazine malı araziler de kiralanabilir. Bu kiralama işlemlerinden önce bazı çalışmaların yapılmış olması gerekir. Ülkemizde en çok 10-15 yıl süre ile kiraya verilme işlemi uygulanmakta ve süre tekrar uzatılabilmektedir.
Yetiştiricilik yapılacak alanın su kaynağına yakın olması yararlı olacaktır. Çünkü kaynaktan uzaklaştıkça suyun yol boyunca ısınma, bulanma ve yabancı atıklarla kirlenme riski vardır. Kaynak uzak ise suyu boru ile ısınmadan getirmek te planlanabilir. Arazi meyilli ve havuz yapımına uygun olmalıdır. Su normal cazibe ile havuzlara alınabilmeli ve havuzlar istenildiğinde kolayca boşaltılabilmelidir.
İşletme alanının biraz önce belirtildiği gibi kaynağa yakın ve havuz kurulmaya elverişli olması yanında diğer bazı özellikler de aranır. Bunların başında yol durumu gelir. Gerek inşaat sırasında gerekli malzemelerin taşınması ve üretim zamanında ürünün kolayca nakli bakımından ulaşım sorununun bulunmaması lâzımdır. Pazara da yakın olması istenir. İnşaat malzemeleri temininin kolay olması tesis maliyetini düşürecektir İş gücü ve yem temini gibi konuların kolaylıkla sağlanması dikkate alınmalıdır İçme suyu ve elektrik gibi konular da düşünülmelidir.
Alabalık işletmelerinde Damızlık ve stok havuzları, üretim havuzları Kuluçka havuzları ve yavru üretim havuzlan olmak üzere 4 tür havuz bulunması gerektiği söylenebilir
Kuluçka havuzları ve yavru üretim havuzlan bina içerisinde plânlanır. Çünkü yumurta ve yavrular 3-
Üretilecek balık miktarına göre plânlanır. Üstü örtülü pencereleri kapatılabilir karanlık olabilecek şekilde inşa edilirler. Kuluçkahane de kuluçka tavalarının konulacağı kuluçka kanalları bulunur Kuluçka tavaları çeşitli ebatlarda olabilir ise de 50X50 boyutlu olarak önerilebilir. Kuluçka tavalarının konulacağı uzun kanal şeklindeki havuzcuklar da tava boyutlarına göre planlanır, örneğin 49 x 50x15 boyutlu tavalar kullanılacak ise
Alabalık havuzlarının betondan yapılması tercih edilir.
Ülkemizde alabalıklar porsiyonluk tabir edilen 3-4 tanesi
Erkek alabalıklardan sağımla alınan üreme hücreleri topluluğuna süt tabir edilir. Bu sütün 1 cm3 ünde milyonlarca erkek üreme hücresi olan spermatozoid bulunur. Bir erkek balıktan bir mevsimde 1 kaç kez süt alınabilir. Bu nedenle bir işletmede dişi balık sayısının 1/3 ü oranında erkek balık bulundurmak yeterli olabilir. Normal besi koşullarında bir erkekten iki haftada bir süt alımı mümkündür.
Yumurtlama zamanında dişi alabalıkta karın şişkin, anüs kızarık, yuvarlakça ve dışa doğru çıkıktır. Erkek balıkta ise karın düz yapıdadır. Erkek balığın karnına yandan hafifçe basılınca beyaz renkli süt çıktığı görülür. Erkeğin rengi üreme zamanında parlaklaşır ve kızıllaşır. Yaşlı erkeklerde ağız ucu üste doğru kıvrıklaşır. Bir işletmede 1.000.000 adet yumurta üretimi için
Yumurta ve yavru üretimi.
Yumurta sağımından 1-2 ay önce yemleme azaltılır. Yumurtlama dönemi yaklaştıkça balıkların suyun geldiği yerde toplanma eğilimleri artar. Bu dönemde yemlemenin kesilmesi gerekir veya verilen yem miktarı azaltılır. Ayrıca erkek dişi ayırımı yapılarak özel olarak hazırlanmış ve temizlenmiş havuzlara konulur. Verimli bir yumurta alımı için, bir yıl önceden başlayan yemlemenin kalite ve miktar bakımından en yüksek düzeyde tutulması çok yararlı olacaktır.
Doğal yem yiyen balıklarda yumurta rengi pembe kırmızı, yapay yemle büyütülen balıklardan elde edilen yumurtaların rengi ise soluk beyaz veya az sarımsı olur. Fakat her iki renk yumurtadan da başarılı şekilde yavru üretilebilir.
Damızlık balıkların beslenmesi devamlı olmalıdır. Kesik kesik beslenen ve düzenli gelişme kazandırılmayan balıklardan iyi bir damızlık özelliği beklenemez.
Damızlıkta kullanılacak dişi balıkların 3-4 yaşında olması en uygunudur. Fakat, iyi beslenmiş iki yaşlı balıklardan da başarı ile yumurta elde edilebilir. Erkek balıkların ise 2-4 yaş arasında olması istenir. Fakat, gerek erkek, gerekse dişilerde 350 gr.'ı geçen balıklardan da damızlık olarak yararlanılabilir. 6-7 yaşını geçen balıklar ise damızlıktan çıkarılmalıdır. Çünkü bu balıklarda kısırlık artar ve yumurtalarda döl tutma oranı yarı yarıya azalabilir. Balığın ağırlığı arttıkça yumurta büyüklüğü ve elde edilecek yumurta sayısı da artar.
Alabalık türlerine göre değişebilir. Gökkuşağı alabalıklarında genel olarak Ocak, Mart aylan arasıdır. Fakat fertlere ve hatlara görede fark edebilir, örneğin Japonya da seçim ve seleksiyon yolu ile Ekim-Kasım aylarında yumurta veren gökkuşağı alabalık hatları geliştirilmiştir. Seleksiyon bilindiği gibi yeni generasyonu meydana getirecek bireylerin seçimi işlemidir ve bunun sonucu gelecek generasyonda ortaya çıkacaktır.
Üreme zamanı bölgelere ve iklime göre de fark eder. Suyun kuvvetli akışı da etkili olur. Güçlü ve akıntılı sularda bulunan balıklarda üreme zamanı daha erkendir Balıkların sağlığı ve iyi bir yemleme de üreme zamanının erken oluşmasında etkendir Yapılan çalışmalar balık yaşının üreme zamanını etkilemediğini ortaya koymuştur
Üretim zamanı gelince ilk yapılacak iş erkek ve dişi balıkların ayrılmasıdır. Havuzlardaki tüm balıkları kısa sürede yakalamak için balık yakalama arabasına sahip olunması çok yararlı olacaktır Ayrılan dişi ve erkek balıklar ayrı küçük havuzlara alınırlar. Bu havuzlar dölleme işleminin yapılacağı binaya yakın olmalıdır. Havuzların derinliği 0.75-
Dişi balıklarda olgun yumurtalar yuvarlaktır. Yumurta olgun olarak 8-10 gün kalabilir. Fazla olgunlaşan yumurtalardan çoğunlukla erkek balık çıkar ve bunların bir kısmında da kötü özellikler görülebilir. Döllenme oranı da düşebilir. Gerek döllenme, gerek döllenmeden sonra kuluçkalama da, gerekse yumurtadan yavru çıktıktan sonra ölüm oranı yüksek olabilir. Bu nedenle sağım işleminin devamlı kontrol edilerek zamanında yapılması çok önemlidir. Elde edilecek sıhhatli yavrulardan ileride sıhhatli balıklar yetiştirilebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca yumurtalar daha olgunlaşmadan sağım yapılır ise aynı aksaklıklar izlenebilir
Eğer dişi balıktan bir yıl yumurta sağılmaz ise balık bu yumurtaları kendi vücudunda eritir ve absorbe eder. Bu durum kısırlığa neden olur. Bu nedenle dişi balıkların yumurtasından yararlanılsın yararlanılmasın her yıl mutlaka sağılmalı ve yumurtalar alınmalıdır.
İki şekilde yapılır. Birincisi kuru yöntem, ikincisi ise yaş yöntemdir. Kuru yöntem su ile karıştırmadan yapılan dölleme işlemidir, yaş yöntem ise su içerisinde yapılan dölleme işlemidir. Yaş yöntemin çok süratli uygulanması gerekir. Kuru yöntem yaş yöntemden daha uygun ve yaygın bir uygulamadır. Çünkü alabalık erkek tohumları su içerisinde 30 saniye gibi kısa bir süre içerisinde ölmeye başlarlar ve en uzun olarak ancak 1-2 dakika su içerisinde yaşayabilirler. Bunun yanında kuru yöntemle çalışıldığında spermatpzoitler daha uzun süre yaşar ve hayatiyetlerini koruyabilirler. Ülkemizdeki çalışmalarda tamamıyla kuru yöntem ele alınlığından bu yöntemin pratik yetiştiricilik açısından önemi dikkate alınarak aşağıda etraflıca açıklanmıştır.
Kuru yöntem ile yapay tohumlama yapmak için öncelikle bir kısım malzemenin hazırlanması gerekir. Bu malzemeler, 2-3 adet yuvarlak kap (20-
Daha önce de belirttiğimiz gibi dişi ve erkek balıkların önceden ayrı havuzlara ayrılmış olması yararlı olacaktır. İşlem günü erkek ve dişi balıklardan o gün sağım yapılacak olanlar tekrar bir ayıklamaya tabi tutulur. Böylece işleme başlanıldığı anda sağılacak olan bütün balıkların ayrılmış olması yararlı olur. Balığın tutulması havlu veya yün eldiven ile olur ise balık elden kaymaz. Tecrübeli kişiler çıplak elle de balığı zedelemeden tutabilirler. Balıklar küçük ise sağım bir tek kişi tarafından yapılır, iri ise bir kişi iki eli ile balığı tutar diğer kişi ise sağımı yapar. Balık küçük ise bir el ile balık tutulur iken diğer elin baş ve işaret parmağı ile sağım yapılır. Sağım sırasında balığın sırtı az gövdeye dönük ve yere doğrudur. Sağım anüsten baş kısma doğru olur. Anüse en yakın olan yumurtalar en olgun yumurtalardır önce anüse yakın olan yumurtalar sağılır, örneğin anüse 3-
Sağılan yumurtaların içerisinde kırık yumurtaların proteinlerini uzaklaştırmak için yumurtaların izotonik eriyik içerisinde yakanması gerekir. Eğer bu eriyik içerisinde yıkama yapılmaz ise ileride mantarlaşmalara veya bakteri üremesine neden olabilirler. İzotonik eriyiği;
Tuz(Na cl) 90.4 gr
Kalsiyum klörür (CaCl2) 2.6 gr.
Potasyum klörür ( KCl) 2,4 gr.
Su 10 Ll.
olarak hazırlanır. Biraz bikarbonat ilavesi ile su Ph’sının 7’ye ayarlanması gerekir. Sağılan yumurtaların bu izotonik su ile yıkanmasından sınra dölleme işlemine geçilir.
İki veya dört dişinin yumurtası aynı kaba sağıldıktan sonra yumurta üzerine iki erkeğin sütü sağılır. Erkek balık da sağılmadan önce kurulanmalıdır, özellikle kuyruk kısmında ve anüse yakın kısımlarda damlayacak su kalmaması gerekir. Çünkü bu kısımlardan sağılan süt üzerine su damlayacak olur ise erkek üreme hücreleri kısa sürede ölürler. Dişi balıkta karın kısmına basınç yapılarak yumurtanın çıkarılmasına karşılık erkek balıkta biraz yan kısımlara basınç yaparak süt çıkartılır. Bir kaç damla süt bir kap yumurtayı döllemek için yeterlidir. Kesin sonuç için iki erkekten alınan süt müşterek kullanılır. Çünkü, balıklardan birinin kısır olması durumunda diğer balığın spermleri tüm yumurtaları döllemeye yeterli olacaktır.
Yumurta üzerine süt sağıldıktan sonra tüy ile yumurtalar sakin ve telaşsız bir şekilde karıştırılır. Karıştırılan yumurta yarısına kadar su ile dolu bir kaba konulur ve hemen süratle tekrar tüy ile karıştırılır. Bu karıştırma 3-4 kez suyu döndürme şeklinde yeterlidir. Döllenme işlemi böylece tamamlanmış olur
Yumurtalar bu kap içerisinde 20 dakika bekletildikten sonra yumurtalar tekrar 5-6 kez yıkanır. Bu yıkamada kötü yumurtalar, kan artıkları ve süt artıkları temizlenmiş olur. Temizlenen yumurtalar yumurta tavalarına konulur ve işlem bu şekilde tamamlanmış olur
Sağım işlemlerinin yapıldığı yer yumurtaların konulacağı kuluçka tavalarına uzak ise yumurtaların taşınması kapalı bir kap içerisinde yapılmalı ve yumurtaların güneş ışığı görmesi önlenmelidir. Fakat bir çok yetiştirici sağım yerinin tavaların konulacağı kuluçka havuzlarına yakın olmasını planlarlar. Böylece sağım ve hemen sonra yumurtalar tavalara yerleştirilerek kuluçka yerlerine konulmaları sağlıklı bir şekilde sağlanmış olur.
Döllenme işleminden sonra ilk 36 saatlik dönemde yumurtalar bir yerden diğer yere biraz dikkatli davranmak şartı ile nakledilebilirler. Bu dönemden sonra, gözlerin iki siyah nokta şeklinde gelişmesine kadar 14-16. güne kadar yumurtaların nakledilmeleri çok tehlikelidir. Bu dönemde yumurtalar mümkün olduğunca kımıldatılmamalıdır. Çünkü çok hassastırlar. Bu sırada her hangi bir ani harekete ve şoka tabi tutulmamalıdırlar. Su akıntısı çok dikkatli düzenlenmelidir. Yumurtaları su hareket ettirmemelidir. 15. günden itibaren ise yumurtaların bir işletmeden diğerine nakledilmesi mümkündür. Dünya üzerinde döllenmiş yumurta ticareti bu dönemde yapılır. Dünyanın her tarafına uçak ile bu yumurtalar bu dönemde yollanabilirler; Hatta ölü yumurta sayısı az ise bu dönemde ayıklanması bile ihtimal edilebilir, ölü yumurta ayıklaması 1-7. gün arasında yapılırsa daha iyi olur. Ölü yumurtaların ayıklanması da önemli bir konu olup, normal yumurtalar arasında beyaz ve donuk renkli olarak hemen tanınırlar. Ayıklama cımbız veya kamıştan özel olarak yapılan küçük maşacıklar ile yapılır. Küçük bir boru ile emmek suretiyle de ölü yumurtalar ayrılabilir. Bazı işletmelerde emme işlemi gören top gibi lastik ve ucunda küçük bir hortumu bulunan pratik aletler kullanılır. Bu konu için yapılmış ve üst kısımlarda resimleri verilen malzemelerden de yararlanılabilir. Özellikle binlerce yumurta sağan işletmelerde ölü yumurtaları canlı olanlardan ayıklayan makinaların kullanılması çok yararlı olur.Yavrular yumurtadan, çıkmaya başlayınca kalan yumurta kabuklarının ayıklanıp atılması gerekmektedir. Mantarlaşma ve ölü yumurta çok ise yumurtalar 5-6 günde bir kez 1/300.000 sulandırılmış malahit yeşili banyosuna tabi tutulurlar ise mantarlaşma azaltılabilir veya önlenebilir..
Yavruların bakım ve beslenmesi.
Yumurtadan yeni çıkan yavrular çok nazik yapılıdırlar. Genel olarak kuluçka tablalarının delikleri bunların geçmesini engellemeyecek genişlikte ise, yavrular bu tablanın alt kısmına geçer ve dip kısımda istirahat eder şekilde hareketsiz dururlar. Bu dönemde havuz dip kısmının daha önceden çok iyi bir şekilde temizlenmiş olması gerekir. Bu dönemde ölecek keseli yavrularında hemen temizlenerek ayıklanması gerekir. Verilen su temiz ve az hareketli olmalıdır. Besin kesesinin kaybolmasından az önce balıklarda hareket başlar ve yem bulmak için su yüzeyine doğru yüzme hareketleri yaparlar. Bu dönemde yem verilmeye başlanılır.
Alabalık yumurtalarından yavru elde edildikten bir süre sonraya kadar yavruları yemlemeye gerek yoktur. Çünkü yavru balık karın altında bulunan besin kesesinden beslenir. Bu süre suyun sıcaklığına ve balık türüne göre fark edebilir, örneğin gökkuşağı alabalık yavruları 14-16 derecede su sıcaklıklarında 18-20 günden itibaren yem almaya başlayabilirler. Bu konuda genel bir kural olarak yavru balığın karın altında bulunan besin keseciğinin azalmaya başladığı dönemden itibaren balıklara azar azar yem verilmeye başlanır. Yemleme çok dikkatli yapılmalı ve yavruların yemi alıp almadıkları dikkatle incelenerek yemlemeye devam edilmelidir.
Yavru alabalıkların beslenmesinde eskiden dalak ve ciğer ezilerek verilmesi yaygın bir uygulama idi. Fakat günümüzde dalak verilmesi işlemi azalmıştır. Daha çok toz yemler ile besleme yolu izlenmektedir. Bunun çeşitli kolaylıkları vardır, öncelikle toz yemlerin stoklanarak saklanması kolaydır. Dalak gibi yemler ise her gün temin edilme zorunluğundadır. Bu nedenle bizde toz yem ile yavru balıkların beslenilmesini önereceğiz .
Yavru balıkların beslenmesinde kullanılan toz yemlerin proteince daha zengin olması gerekir. Bu amaçla ortalama %40 dolayında balık unu içermesi yararlı olur. Yavru balıklar için özel olarak hazırlanmış toz yem temini zor olduğunda bazı yetiştiriciler ergin balıklar için hazırlattıkları pelet yemleri eleyerek elde ettikleri toz yem ile yavru balıklarını besleme yolunu izlemektedirler. Kısmen de olsa başarılı olmaktadırlar. Bu yolu zorda kalan her yetiştirici için önerebiliriz. Eleme ile elde edilen bu toz yem içerisine bir miktar balık unu, kan, ezilmiş dalak veya sığır ciğeri ilave edilebilir ise pratik olarak yavru balık besleme problemi çözümlenmiş olur.
Yavru balıkların beslenmesinde ilk günler yem çok az verilir. Her gün yem miktarı arttırılarak balıklar yeme alıştırılır. Yemlemenin bir günde azar azar ve 4-5 kere de yapılması gerekir. Yemlemede yemin tüketimi dikkatlice takip edilir. Yemlerin yenilmeden dip kısma çökme durumuna imkân verilmemelidir. Çünkü yenilmeden dip kısma çökecek yemler yavru balıklar tarafından alınamaz ve zamanla çürüyerek havuz ortamının bozulmasına neden olur.
Alabalıkların beslenmesinde üç yol izlenebilir. Bunlar taze yaş yemler karışık yemler ve pelet yemler ile beslemedir. Taze yaş yem olarak her türlü balık ve diğer hayvansal su ürünleri bu amaçla kullanılabilir, özellikle ucuz olarak temin edilecek balıklar ile yapılabilecek yemleme ile başarılı bir yetiştiricilik mümkündür. Fakat bu tür yemlerin devamlı ve ekonomik olarak temin edilmeleri zor olabilir. Ayrıca bu tür yemlemede kirlenme konularına çok dikkat edilmesi gerekir. Son yıllarda, ancak çok miktarda ıskarta balık avlanan kuzey ülkeleri kıyı limanlarında bu uygulama devam etmektedir. Ülkemiz için bazı durumlarda arada sırada pelet yem yanında bu tür yemler ile balıkların beslenmesi mümkündür. Bu durumda karışık yemleme diyeceğimiz ikinci yemleme yöntemi uygulanmış olur.
Günümüz alabalık yetiştiriciliğinde en ekonomik ve pratik yemleme şekli pelet yemler ile yapılan yetiştirme olmaktadır. Pelet yemler kullanılmasının yararlan çoktur. Öncelikle her zaman temin edilebilirler. Depolanmaları kolaydır. Balık miktarı ve ağırlığına göre bir planlama yapılarak gerekli miktarda yem verilmesi mümkün olur. Bu nedenle ülkemizde alabalık yetiştiriciliğinde pelet yemler ile yemleme yöntemi önerilir ve en uygun besleme şeklide bu olmaktadır.
Alabalıklar genel olarak etobur hayvanlardır. Bu nedenle alabalık besisinde kullanılan yemlerin proteince zengin olmaları gerekir. Alabalık yemlerinde en az % 30-35 protein bulunmalıdır. Ayrıca protein kaynağının balıklardan gelmesi daha yararlı olacaktır. Balıklara verilecek yem miktarı genel olarak toplam canlı ağırlığın %2 si dolayındadır
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ALABALIK HEMDE NE BALUKKKKK
KIRMIZI BENEK ALABALIK
ARDEŞEN DE ZĞEM DE BİR ÇOĞUNU TEDAVİSİ ASLA İSTENMEYEN HASTALIKTIR DIR ALABALIK
Latince adı:
Dere alası:Salmo trutta caspius (fario)
Dağ alası:Salmo trutta macrostigma
Göl alası (Abant Alası):Salmo trutta abanticus
Deniz alası:Salmo trutta labrax
Gökkuşağı alabalığı:Oncorhynchus mykiss
İngilizce adı: Trout
Lazca adi : mşğomi
Tanıyalım:
Kırmızı benek ve diğer tür Alabalıklar çok hareketli, yüzgeçleri dikensiz, pulları çok küçük,iç sularda yaşayan en lezzetli, etçil hayvanlardır. Oyyy oyyyyy
Yumurtadan yeni çıkmış yavru balıklar, çoğunlukla sudaki sinek larvalarıyla beslenir, büyüdükçe küçük balıklar, tatlı su karidesi, sinekler ve uçan böcekleri yer. 2-3 yaşlarında İlkbahar ve Sonbahar aylarında çiftleşir. Dişi alabalık yumurtalarını çakıl ve kum kaplı dipte, kuyruğuyla karıştırıp açtığı çukura yayar. Hemen yakınındaki erkekte cinsine göre, 45 günle 3 ay arasında açılacak olan yumurtayı döller. Tek bir dişi bir mevsimde 5000-6000 kadar yumurta yumurtlayabilir. Yumurtalardan çıkan alabalık yavrularının % 90'ı ilk üç ay içinde, daha büyük balıklara yem olurlar.
Nerelerde Bulunur:
Alabalıklar sıcaklığı 10 - 15 derece arası soğuk, berrak ve bol oksijenli sularda yaşarlar.
İç Anadolu’nun yüksek dağlarında, Trakya bölgesinde, Doğu Anadolu Bölgesi ve Karadeniz Bölgesinin dere ve göllerinde. Antalya, Mersin, Muğla gibi sıcak şehirlerin su sıcaklığı 15 derecenin altında olan dağlık bölgelerindeki derelerde bulunur. Ülkemize özgü endemik bir tür olan Abant Alası Abant gölünde, Abant’a yakın göllerde, Yedigöller ve civarındaki derelerde de bulunur.
Yem:
Alabalık avında kullanılan en favori yem mepps'dir, daha sonra kaşık ve el yapımı böcekler gelir. Alabalık avcıları vazgeçemedikleri yapay yem 1 nolu mepps dir, her yerde her şartta kullanabilirsiniz, 2 no biraz daha ağır olmasından dolayı daha çok gölde kullanılır. 0 numaralı mepssi atmak için çok ince misina ve çok esnek kamış şarttır. Metalik renk üzerine kırmızı noktalı 1 numara algia marka mepss en çok tercih edilendir. Bu yöreden yöreye yem bulma imkân ve fırsatlara göre de değişir Rize’nin köylerinde solucan,su kelebeği “ ufak köpek balığı “da denir dere yatağında taş altında kumdan sarkıtlar oluşturan kurt türü ve yaprak kurtları hata ari ile de tutulabilmektedir. Var gaşkurinenna ğete de tutulur
Avcılığı:
Alabalık avı, özellikle de dere alabalığını avlamak dünya çapında insanları peşinden sürükleyen keyifli bir uğraştır. Alabalığı yakalamak oldukça zor ve emek ister. Alabalık birçok tatlı su balığı gibi kendini hemen avcısına teslim etmez. Onun izini sürmeniz gerekir. Oltanızı yutması yakaladığınız anlamına gelmez, kurtulmak için kendini parçalayabilir. Oltadan kaçanın bir daha oltaya gelmesi de zor bir ihtimaldir. Rakip bu kadar dişli ve saygın olunca onun peşinden gitmek de o kadar keyifli ve eğlenceli olur. Ülkemizde de, alabalığın her yerde olduğu gibi, alabalık avı düşkünlerinin vazgeçemedikleri, tatillerinin ve istirahat günlerinin feda ettikleri bir küçük bir maceradır. Kimimiz olta ile kovalarız alabalığı, kimimiz ağlarla gecenin köründe tuzak kurarız soğuğa ve elverişsiz dere yamaçlarına aldırmaksızın. Biri kaçar diğeri kovalar yada biri bekler diğeri gelir. Ama her iki durumda da, biri heyecanla beklerken, diğeri her şeyden habersiz belki biraz mütereddit suda kayar tuzağa doğru.
Alabalık avı da diğer etçil balıklarda olduğu gibi genellikle mepss ve canlı yemle yapılır. Fly avcığıda birçok alabalıkçının arzu edip hayal kurduğu bir av şeklidir. Özetle alabalık avı kelimenin tam anlamıyla bir kovalamacadır. Hele bu alabalık, dere alabalığı ise. Karşınızdaki sazan değil, alabalıktır. Yani zeki ve fiziksel uyarıcılara karşı çok hasas bir yaratıktır. Çünkü sese, ışığa yada gölgeye hemen savunmacı bir tepki verir. Oltayı hemen yutmaz bazen burnu ile sertçe vurarak kontrol eder. Ama bu durum bizi yıldırmaz. Bilakis avlanma için daha da teşvik eder yani tobape cakorar
Alabalık Nasıl Avalanır?
Alabalık, değişik tipteki olta ve ağlarla hazırlanan tuzaklarla avlanır. Çıplak el, yöremizde mecek denilen ve mızrağa benzeyen aletlerle de avlanılabilir. Bazıları silah ile de avlamaya çalışmaktadır.
Maalesef balık otu, dinamit, karpit, suya elektirik akımı verme yada lpg tüpü atma gibi hiç hoş olmayan hem tehlikeli hem doğaya ciddi tahribatlar verebilen yöntemler de kullanılabilmektedir. Bizim anlatığımız ve sevdiğimiz avlanma yöntemleri sadece yasalara ve ahlaka uygun olan avlanma yöntemleridir.Belki su yolunu değiştirmek “censhorodur “ sepettir , çuvaldır daha insaflı olanı ama en ihsaflısı BİGA dir olta olta ilen avlanılandır oltaaaaaaaaa
Karşınızdaki balık sıradan bir av olmadığı için sürekli uyanık olmanız gerekir. Peşine düşüp onu ürkütmeden kovalamalısınız. Dere alabalığını yakalamak yorucu ve dikkat ister. ÇONTOBARE Sürekli yürür, olta sallar, yada ağ atarsınız. Ama buna değer. Vazgeçmezsiniz. Hele bir eş dost birlikte ava gitmişseniz, daha da eğlenceli olur. Gerçi alabalık avı, insanın tek başına yaptığında bir terapiye benzer. Bu nedenle de genelde alabalığa yalnız çıkılır. Çıkılır ama dere emniyet ister uygun ve güvenli olmaz tek avlanmak Yada sürek yapılır yaylalarda dere mezrada neknari de dütğe yaylalarında biraz yürünülür çadır kurulur avlanılır balıklar tere yağda pişirilir ve 3 oyun yenir bıkmadan. Ateşler yakılır limğonada uyunur günlerce hastalık tır tedavisinin istenmediği hiçbir zaman hele zğem diyarında avcılık , gurbetteki evlada bu derelerde çisede avlanmak tutkudur beline kadar ıslanmak ve alabalık avı yapmak
Olta ile at bekle çek
:Bizim sularda yaygın olta ile avcılık tercih edilir. kamışınız esnek ve uzun, misinanızda 0,15 - 0,20 - 0,25 olmalıdır. Bazı alabalık avcıları 0,25 misinayı kalın bulmakla beraber kaliteli bir mizanaya sahip olmadığınız hallerde 0,25 işe yarar. Daha ince misina sağa sola sürtünüp kolayca koparken kalın misinayla da yeminizi uzağa atamazsınız
Uygulaması kolaydır ancak eğer derede avlanıyorsanız su derinliğinin en az
başlarsanız alabalığınızı yakalarsınız.
Ancak bazen derede avlanmaya gittiğinizde büyük hayal kırıklığına da uğrayabilirsiniz. Suyun akış hızı bazen öyle artar ki attığınız meppsi çekerken suya hiç batmayan yeminiz suyun yüzeyinden zıplaya, zıplaya gelir. Karların erimesiyle akış hızı artan derede mepss le avlanmak zordur, derenin birkaç gün sonra akış hızı azalacaktır, o zaman avlanmak daha verimli olacaktır. Bazen de su seviyesi öylesine düşer ki yem sürekli kayaya yosunlara takılır. Ancak hiç bir zaman derede su bitmez. Şelale, çağlayan yapan derenin kaya altlarında gölcükler oluşur.( biz böyle yerlere ayna deriz) Alabalıkta bu aynaların içindeki taşların, kayaların altına saklanır. Fakat bu aynaların genişliği 2-3 mt. Kareyi geçmez. Şimdi siz gelinde burada balık yakalayın. İşte burada ustalık konuşur. İyi bir balıkçı o suya yaklaşmadan 7-8 metreden o bölgeye adeta noktasal atış yapar ve oradaki balığı da alır.
Fly'la avcılığı:
Uygulaması zor olmasına rağmen, en zevkli avlanma tekniğidir. Yem olarak kıldan veya tüyden yapılan yapay sinek kullanılır. Fly avcılığı havada dairesel hareketlerle yemi suya bırakmak (adeta kamçı gibi) yada yemi suyun yüzeyinde akıntıya bırakarak avlanmak şeklinde olur. Burada dikkat etmeniz gereken, yemlerin hemen, hemen hiç ağırlığı olmadığı için kullanılan kamışın çok esnek olması gerekmektedir. Yemi uzağa atmak gerçekten maharet ister. Bu yüzden özellikle ABD de Fly okulları, kursları bile vardır.
Yemi uzağa atamıyorsanız yemi akıntıya bırakıp ileri gitmesini sağlayabilirsiniz ancak buradaki dezavantaj bulunduğunuz yerden akıntıyla beraber sürüklenen yapma yeminiz suda iyice ıslanıp doğal şekli bozulacak, buda balığın yemden uzak durmasına neden olacaktır. Bunun için yemin suda etkilenmemesi için yanınızda bu iş için yapılmış spreyden bulundurmalısınız.
Yemek:
Alabalığı soğuk suda yıkayın; kağıt havlularla suyunu alın. Balığın üzerine tuz serpin. Bir taraftan da un'la mısır ununu karıştırın. Yayvan bir tavada, kısık ısıda sıvı yağ içinde tereyağını eritin. Köpük oluşmaya başladığı zaman alabalığı unlu karışımda altüst edin. Elinizde silkeleyip un karışımının fazlasını atın ( eğer bu fazla unları atmazsanız biraz sonra tavanız yanık unla dolar) ve balığı tavaya yerleştirip, her iki tarafını da yaklaşık 4-5 dakika, balık kahverengimsi görünümü alıncaya kadar kızartın yada en kolayı temizlenen alabalıklar tuzlanır bolca tereyeğı tavada kızartılır ve dizilir dere kuzuları açık ateşte siğğğğ siğğğğğ diye pişirilir kızarıncaya kader başlanır yenmeye biraz helva bolca gola suyu oyyyyyyyyyyyy oyyyyyy
Alabalık avına çıkan insan, bir süreliğine gerçek hayata ara verir. Bir taraftan kafasının içini derleyip toplarken bir taraftan farklı bir aleme kapı açar.DERT ÖTELEME YERİ,KEDER PERDELEME ZAMANIDIR ŞĞOMİ OÇOPU ZAMANI. Hastalıktır bağlanmadır futursuzca misina teline bağlanarak kancalanmadır yem misalı aptalca...offff çok şeydir işte çokkkk
Makale: Recep ÖZTABAK
Teknik Bilgiler: Tarım ve köy işleri bakanlığı Kütüphanesi
Ayrılan zaman 3 tam gün emeğe saygı yazımızı tanırız
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
YUKARİ DURAK ZĞEM ZİĞEM ÇAY ALIM YERİ FOTO 













jAPONYA bizde çay üretiyoruz hikaye
Tayvan ğete korobuy
MALAWİ iyi seç ekisperi kizacak
GÜRCÜ delebe maji maji karti karti noyunan
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
LAZURi YOĞOPE; LAZCA iSiMLER VE LAZCA KELİMELER
İSİMLER ; Hukuk açısından ad, kişiyi belirleyen ve tanıtan, onu diğer bireylerden ayırmaya yarayan bir kavramdır. Başka bir deyişle ad, kişinin toplum içinde belirlenmesinin ve bu konuda gerekli düzenin sağlanmasının önemli bir aracıdır. Kendine özgü kişiliği ve öz varlığı olan her birey, başkalarından adıyla ayırt edilir, toplum ve ailesi içinde bununla yer alır. Onun içindir ki, her kişinin bir adının olması ve bu adın yöntemince nüfus siciline yazılması yasayla zorunlu kılınmıştır. Bu zorunluluk aynı zamanda kişinin, yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir öğesini oluşturan adını özgürce seçmesi ve onurla taşıması için kendisine tanınmış bir temel kişilik hakkıdır.
Avrupa Birliği Uyum Yasaları kapsamında çıkartılan 6.uyum paketi olarak bilinen, 19 Temmuz 2003 kabul tarihli, 4928 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanunun 5. maddesi uyarınca; 1587 nolu, 5 Mayıs 1972 kabul tarihli Nüfus Kanununun 16. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesi; Ancak ahlak kurallarına uygun düşmeyen ve kamuoyunu inciten adlar konulmaz. olarak değiştirilmiştir.
Buna göre Türkçe alfabe ile yazılabilen, ahlak kurallarına uygun, kamuoyunu incitmeyen Lazca isimler de yasal olarak artık kullanılabilmektedir. Bu noktada hem anlam, hem ses itibariyle ahlak kurallarına uygun ve kamuoyunu incitmeyecek Lazca isim listesini hazırlayarak sizlere sunmak arzusundayım
Tarafımdan değişik lehçelerde Anlamı bilinenler açıklanmıştır. Birçok enteresan isim ve kelime adı yazılamamış bilen ve hatırlayanlar yorum kısmına eklesin lütfen. Recep ÖZTABAK
LAZURi YOĞOPE; LAZCA iSiMLER
isim/Ad Anlamı
Abca dere
Abja dere
Afara – açere -bir kez
Ağani yeni
Ağne yeni
Ağnoba yenilik
Akonay – hakoni - buralı
Akoni buralı
Aliyoni martı
Ansaneri asi
Aravani bir yer ismi
Ardido – zade - birçok
Arfara –açere - bir kez
Ar si ar ma bir sen bir ben
Arso bir kısmı
Arte –ar çona - bir ışık
Artena bir ışık
Artoba birlik
Aşela Lazcada bir isim
Aşena Lazcada bir isim
Bageni – pasğa -dağ evi
Bandara bayrak
Badi yaşlı erkek
Barva – iği -rüzgar, fırtına
Bedali işleme, oya
Bedi talih, kader
Berona çocukluk
Berva fırtına
Bedi nine
Boda ağ
Butka – pavri -yaprak
cedvalaşe ahşap yamak malzemesi
Cetanu aydınlanmak
Ceyona aşağı olan bölge
Cibu Lazcada bir isim
Cino martı
Civane iskete kuşu
Cordani Lazcada bir isim
Cuneli güneşli
Çala- ruba- dere
Çamule- çilanbri - gözyaşı
Çere renk
Çilamure gözyaşı
Çodina bitiş
Çona ışık
Da kız kardeş
Dadala oyuncak, boncuk
Dadali gül
Degi dilim
Didi büyük
Dido büyük
Dina lazcada bir isim
Dirvana gökçe güvercin
Dobira iyi toprak
Doskida baki kalmak
Doskuda baki kalmak
Ekana Lazcada bir isim
Elabars esiyor
Elamti yukarı doğru kalan yer
Elaşina hatıra
Elva yukarı çıkmak
Empula bulut
Ena ey(ünlem)
Esvara –iritulli -herşey
Eşvanu nefes almak
Evre kıble rüzgarı
Evro kıble rüzgarı
Ezmoce rüya
Fanusa gelincik balığı
Gema dağ
Gemzuli hüzünlü
Gemzulu hüzünlenmek
Germa dağ
Getanu aydınlanmak
Geyona aşağı olan bölge
Gobazgu tuzak kurmak
Gola yayla
Gonoşina hatır
Gubazi Lazika krallarından biri
Gurgula gök gürültüsü
Gurişe yürekten
Guri yürek
Guroni cesur
Gyuli gül
Gzamşine yoldaş
iklima tutunulabilir olan
ilimba Sevilebilir olan
irday büyüsün
irdas büyüsün
irden büyüyor
isina Köy dışında kalan ve çayır, odun vs. gibi ihtiyaçların karşılandığı yer.
ivi iz
ivri iz
Jora güneş
Jova güneş
Jurte iki ışık, ikinci ışık
Katsa Lazcada bir isim
Kiana dünya
Klesti buğu, buhar
Kolheti lazların ataları
Kresti buğu, buhar
Kusta Lazcada bir isim
Ladre olgunlaşmamış, ham
Lamseri sakinleşmiş
Lande akis, yansıma
Laze Laz
Leba geç(vakit)
Lika Lazcada bir isim
Limcera akşam vakti
Limsa bitki türü, ağ
Livadi bahçe
Liva kar suyu
Loresima papatya
Lori ince uzun arazi parçası
Loti Lazcada bir isim
Lova tatlı
Lovi çil
Loya tatlı
Lumcera akşam vakti
Manjura ikinci
Makvali yumurta
Mamandulya bir bitki
Mani – evedi -çabuk
Mapa kral
Mapatule kuş adı
Masuma üçüncü
Mbuli kiraz
Mcora güneş
Medi Umut
Medvina yakmak
Mektasi ipek
Meleni öteki
Meona peşi sıra
Meşona umut
Metaksi ipek
Metanu ışık tutmak
Mira yüz, çehre, eser
Misa sakin
Mişa kime
Mjora güneş
Mjorana güneşçik
Mjoranda güneşin kız kardeşi
Mjorandğa güneş günü
Mjoraste gün ışığı
Mjoraşa güneşe
Mjoraşe güneşten
Mjoraşi güneşin
Mjorate güneşle
Moleni beriki
Moni boncuk
Morçi filiz
Morde Büyük, ulu, bilge
Morderi büyümüş
Mosa ağ
Mosi Bir bitki adı
Mpula bulut
Mula Karaağaç
Murgi yün yumağı
Mzoğa deniz
Mzuğa deniz
Nadven yanıyor
Nana anne
Natina Lazcada bir isim
Nena ses,dil
Nergi fidan
Nekna kapı
Nogure ideal,hedef
Noseri akıllı
Noseri akıl
Nosoni akıllı
Nosta lezzet
Nostoni lezzet
Noveli iz
Nzeli verimli toprak
Obaru esmek
Okro altın
Olimbera aşk, sevgi
Ontule bahçe
Opordace sevgili, biricik
Orane meydan
Orena meydan
Orko altın
Oropa aşk
Oroperi sevilen sevilmiş
Oroponi sevilecek şey
Oruba dere
Otanu aydınlatmak
Ovaponi olacak, olmaklık
Oyaponi olacak, olmaklık
Pagara büyük ateş
Paluri alev
Palu yavan
Pandu Lazcada bir isim
Parpali kelebek
Patuli kar tanesi
Patulya kar tanesi
Pavri yaprak
Peri renk
Peroni renkli
Peruma fırtına deresi
Pozi yaban karayemişi
Pozoni bir ırmak adı
Pukina çiçekçik
Pukri çiçek
Pukrinora ilkbahar, çiçek mevsimi
Pukuri çiçek
Pukuroni çiçekli
Pulera sis
Puleri gizli
Purki çiçek
Purkinora ilkbahar çiçek mevsimi
Ragi kuş tuzağı
Rossi iyi
Rova çil
Ruba dere
Rubamşali deresarmaşığı
Sifteri atmaca
Simadi işaret
Sindoma sen ve ben
Şeni şenlik, mutluluk
Şineri saygın
Şozi kuzey
Şura koku
Şuri can, nefes
Şurimşine can yoldaşı
Şurina küçük can
Şurite canlı
Tamo yavaş
Tana ışılda, parla
Tandi Lazcada bir isim
Taneri aydınlık
Tani aydınlat
Tantu Lazcada bir isim
Tanuma Lazcada bir isim
Tanura aydınlık
Tanur sabah yıldızı
Tatia Lazcada bir isim
Tena ışık
Tenda ışığın kardeşi
Teona ışıklı alan
Timya nadir, az bulunan
Tisya kurban
Tişineri olgun
Toba Göl Tobari Mahalle adı
Toliçona göz nuru
Toli göz
Tolina küçük göz
Topri bal
Topuri bal
Tubi ikiz
Tuta ay
Tutada ayın kızkardeşi
Tutana küçük ay
Tutanda ayın kızkardeşi
Tutaste ay ışığı
Tutaşte aya
Tutaşe aydan
Tutaşi ayın
Uçana karacık
Viya vücut sörfü
Volina serbest
Yeli açelya
Yema öğle
Yulva doğu
Yuzini sığ
Zeni düzlük
Zenimosi bitki
Zenişi boncuk
Zifona fırtına
Zifozi fırtına
Zuğa deniz
Zuğana küçük deniz
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
www.herkesdinlesin.com/herkesburaya Bu sitede beni dinleyebileceğinizi ve oynayacağınızı tahadüt ediyorm
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı