-- KAÇKAR -- RECEP ÖZTABAK --

-- KAÇKAR -- RECEP ÖZTABAK --

... EN SAHİCİ KUZEYLİ VE EN ORJİNAL LAZ ... Üretilen ürün paylaşılıp geliştirmeli ve eleştirilmeli,paylaşılmayıp geliştirilmeyen ve eleştirilmeyen ürün,ürün olmaktan çıkar

En Güzel Laz Ezgisi Recep ÖZTABAK Yani Benim Sesimden Dinleyin.

7/2/2008

 

www.herkesdinlesin.com/herkesburaya   Bu sitede beni dinleyebileceğinizi ve oynayacağınızı tahadüt ediyorm

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

DESTEK LÜTFEN !

26/1/2008

DAHA FAZLA BİLGİ VE BELGE İÇİN DESTEK LÜTFEN !

 

Ey ziyaretçi milleti hemşehrilerim ve okuyucularım ;

bu blok sayfasında da Karadeniz adına merak edilen her konuda araştırma yazıları  bulunmaktadır. Ancak alta mevcut bulunan yazılarımın dışında sizden gelecek bilgi öneri, yazı,makale ve okumak istediğiniz konulara da yer vereciğimi belirtir. Yorumlarıyla destek veren Karadeniz in medarı iftiharı Saygı değer sanatçımız Erkan OCAKLI , Kemençe sanatçısı Gökhan ŞENOĞLU , Yine Lazların özgün sesi Efkan ŞEŞEN in amcası Dostum abim Yakup ŞEŞEN ,08 ayhanca 06, Lazların beyefendisi olan Cengiz KURTOĞLU nun  kardeşi olan arkadaşım Cemil KURTOĞLU , Kuzenim Süleyman ÖNDER , Çevre Bakanlığında Başarılı burokrat olan  Ahmet ÖZYANIK ve adlarını saymadığım diğer yorumcu dostlara şükranlarımla selamlıyorum.

Değerli okuyucularım

Yazdiğim yazılarda tarihler bilgiler ve bir çok konu atlanmış ,eksik olabilir yorumlarda bu tür eleştiriler var. haklılarda bu yüzden bana iletilerle eksik kalan ve yeni olan bir çok konuyu .... albay40@mynet.com  adresine yada yorum hanesine yazarsanız yazılarımı bu yönde düzenler yararlı olmaya çalışırım şimdiden teşekürler

lütfen ! size ulaşabilecek bir a mail adresi tlf veya başka bir iletişim adresi birakın ki diyalog kura bileyim.....

 

ŞİMDİ.. BENİ DİNLEYEBİLECEĞİNİZ SİTE ADRESİ. SAKIN UĞRAMADAN GİTMEYİN !

 http://www.herkesdinlesin.com/herkesburaya 

 

Ve laz ezgilerin anası olan ahmedum , Deli horon tulumlu Kediler, Videolarını Recep Öztabak Yani benim sesimden dinleyin ve izleyin

http://www.youtube.com/watch?v=H9SiNPJIlJA

http://www.youtube.com/watch?v=3yDXVJ5qviA

 

Olmaz demeyin birde belgesl çektim fenada olmadi hani

Örümcekğin fendi eşek arisini bakın nasıl yendi ?

http://www.youtube.com/watch?v=dEw5xjctizA&feature=related

 

             

                 MEVCUT YAZILAR

 

1 - RİZE LAZ YÖRESİNDE YAPILAN YEMEKLER DEN BAZILARI VE HAZIRLANIŞLARI  

2 - YÖRESEL RİZE ARDEŞEN LAZ İNTERNET SİTELERİ  

3 - ÇAYIN HİKAYESİ , TARİHÇESİ, KÜNYESİ ,YETİŞTİRİLMESİ , DEMLENMESİ ÇAY OLMA EVRELERİ FAYDALARI DÜNYA ÇAY ÜRETİMİ NE ARARSAN HEPSİ VS. VS

4 - ARDEŞEN TANIM TARİHİ COĞORAFİ YAPISI VE LAZ KÖYLERİ  

5 - TULUM VE KEMENÇE NİN TANIMI TARİHÇESİ  

6 - Rize Ardeşen Ve Bu Yörede Oynanan Horonlar  

7- ARDEŞEN YUKARI DURAK (ZİGEMİ-ULYA) KÖYÜ İLE İLGİLİ TARİHİ İNCELEME

8 - LAZ TARİHİ , LAZLARIN TARİHİ EN DETAYLI MAKALE YAZILARI . I  . BÖLÜM  

9 - LAZ TARİHİ , LAZLARIN TARİHİ EN DETAYLI MAKALE YAZILARI . II. BÖLÜM

10 - KARADENİZ ( Rize Artvin Trabzon ) YAYLALARI ,KAÇKAR LARA ULAŞIM VE YAYLA TURİZMİ  

11 - DOĞU KARADENİZ SES SANATÇILARI .. KEMENÇE TULUM USTALARI VE SANATÇILARI .. LİSTESİ  

 

Recep ÖZTABAK

Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

LAZ TARİHİ ,LAZLARIN TARİHİ EN DETAYLI MAKALE YAZILARI . II . BÖLÜM

5/11/2007

Sonuç

Bugün, Lazların bir kimlik kriziyle karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Kim oldukları konusunda karar vermelidirler. Bu, şimdiye kadar çeşitli nedenlerden dolayı çoğunu rahatsız eden bir konudur. (Son zamanlara kadar habersiz oldukları) tarihlerinin çeşitli versiyonları yabancılar tarafından kendilerine sunulmuştur. İnteligentsiaları yalnızca şimdi, hangi versiyonu seçecekleri ve geliştireceklerini tartışacak daha iyi bir pozisyondadır. Şimdi bile esas araç olarak Türkçe’ye dayanmalıdırlar. Kendi dillerindeki okuma-yazma eksikliği, şüphesiz diğer ‘dış’ kaynaklara fiilen bağımlılığa yol açmaktadır. Entellektüeller açıkça en iyi mevcut pozisyonları seçmek için ellerinden geleni yapmaya çalışırken, toplumsal hafızalarından silinmiş kendi tarihlerinin bir versiyonunu halka kabul ettirmeye çalışmaları bir anlamda yapay bir seçim olacaktır. Antik dönemlerdeki tarihleriyle ilgili halkın kolektif hafızasının ‘yeniden canlanması’, sonucu oldukça şüpheli bir girişimdir. Ayrıca, dha sonraki yüzyıllarda çoğalmış diğer kimliklerin pahasına bu kültürel çalışma yol tuttuğunda,kimse yardımcı olmaz ama, bu iyi amaçlı aktiviteleri yeni mitoloji yaratılması olarak tanımlanır.
‘Laz Rönesansının destekleyicileri, kendi dillerinin canlanması ve onun vasıtasıyla kendi kültürlerini ilerletebililerken, büyük ölçüde İslam ve Türk öğesi taşıyan günmüz Laz gerçeğine göre bunun uygunluk arzetmesi gerektiğini kabul etmelidirler. Bunun yanı sıra, Lazlardan tamamen homojen bir grup olarak bahsetmek için bir yer bulunmamaktadır. Bu durumu bazı Lazların kendileri de farketmektedir.Halkının kültürünü araştıran hararetli bir araştırmacı olan, yerel bir Laz, Lazların orijinleri ve bugünkü kompozisyonu sorulduğunda ‘çifte asimilayon’dan bahsediyor. Biri küçük, biri büyük. Lazlar Osmanlı İmparatorluğunda kademeli olarak asimile olurlarken buna paralel Anadolu’nun başka yerlerinden, Bosna’dan ve Kafkasya’dan göçmenlerin asimilasyonunun küçük bir ölçekte gerçekleştiğini iddia eder. Bu gözlem başkaları tarafından teyid edilmiştir: Pazar’In bir köyünde, bir kaç kişi ailelerinin izlerini Samsun’a götürüyor bugün hepsi Lazca konuşmasına rağmen. Kollektif hafızalarının yanısıra mezra, orijinlerinin anısını korur. Oldukça çarpıcı bir örnek, yörede ünlü bir ailenin tarihiyle ortaya çıkar. Bu aileden bir genç, en yaşlılarından başlıyarak aile ağacını kaydetmiştir, yerel olarak ünlü derebeylerinden biri olmalarına ve hepsi bugün Lazca konuşmalarına rağmen, aile geleneği açıkça Bosna’dan göçü akla getirir.
Bu gelenek, Lazları bir etnik grup olarak geliştirmeye çalışanlar tarafından, Lazlara yönelik atfolunan homojenlik iddiasının nasıl şüpheli olduğunu gösterir. Verilen bu yerel çeşitlilik, yerel halkın İslam, ‘Lazlık’, Türklük ile kompleks internalizasyonu ve Karadeniz veya daha özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi veya Rize İli’Yle hüviyetlerini tespit etmeleriyle birlikte, büyük şehirlerdeki Laz entellektüellerinin ortak bir Laz bilinci dökmede başarılı olup olamıyacaklarından şüphe duyulur. Avustralya’daki Türk topluluğu gibi, başka ülkelerdeki göçmen işçi çocukları arasında yapılan araştırma, daha yaşlıların Türk kimliğiyle bağlantılarıı sürdürmek için daha duyarlıyken, Avustralya’da doğan genç Türklerin kendilerini Avustralya konteksitinde Türk olarak tanımladıkları, Türkiye’de bulundukları sürelerde kendilerini marjinal hissettiklerini ve Avustralya ile daha fazla tanımladıklarını ortaya koymuştur (Elley, 1993). Evlilik tercihlerinde iyice görülenözellikle bir Avustralyalı Türk kimliği geliştirdikleri görülür. Aileleri çocukların eşlerini Türkiye’Den seçmelerini tercih ederken, çocukların tercihi Avustralya’da doğmuş ve büyümüş Türkler arasındadır. Böylece iki toplum arasındaki marjinal pozisyonları kendilerini her iki kültürle tanımlamalarına izin verir ve bir anlamda kendi gerçeğinde yeni bir ‘etnik kategori’ geliştirdikleri görülür. Benzer eğilimler Londra’daki Polonyalı ve Kıbrıslı Türkler gibi diğer topluluklar arasında da görülebilir.
Lazların durumu farklı gözükmesine rağmen, farklı dillerini yaşatarak yüzyıllardır güçlü bir İslam-Türk kimliği duygusu geliştirmiş olduklarını tartışacağım. İslamlaşma ve Türkleşme sürecinde kendi kültürel özellikleri şüphesiz kaybolmuş ise de, bu değişiklikler basit olarak, son bir kaç onyılda izlenen azınlık politikasının bir sonucu değil, geriye çevirilemeyecek daha uzun bir prosesin sonucudur. Eğer günümüzün aktivistleri Laz kültürünü korumak istiyorlarsa, bunu öyle İslam öncesi/ Türk öncesi ‘saf’ formunda yapamazlar. Lazların İslam’a geçirilmesinin 500 yıl önce zorla gerçekleştiğini ispat edebşlseler bile, bu süreç yüzlerce yılı aldığı için, bu durum Lazların kollektif hafıza ve bilinçlerini silmeyecektir. Klasik zamanlardaki Lazların büyüklüklerini hissettirmek, halkın kimlik duygusunda yeri olmadığı için asla yeniden yaşanmayacak bir geçmişin romantik bir araştırmasıdır. Eğer Laz entellektüelleri ve gerçek araştırmacılar Lazca’yı korumak ve Lazların bilincini yakalamak ve uynadırmak istiyorlarsa, bugün halkın kimliğinin parça ve bir tarafı olan, İslam ve Türk değerlerinin Lazlara yönelik internalizasyonuyla başlamalıdırlar.
Ogni’nin yazarları bugüne kadar Lazların klasik zamanlardaki rolleri ve Kafkasya miraslarına daha fazla işaret ettiler. Hiyerarşik olmayan bir şekilde, onların çeşitli kimliklere hapsolmalarını kolaylaştırmış olan, halkın yüzlerce yıllık eski deneyimlerinin birleşimi hakkında sessiz kalmışlardır. Halkın bu yeteneğini kabul etme ve dış etki olmaksızın, kültürel mirasından dilediğini koruyacak bir grubun hakkını kabul etme, etnik kimliğin daha toleranslı bir kavramını gelişmesine katkıda bulunabilirdi. Böyle bir kabul etme olmaksızın Laz otonomistler küçük bir ölçekte Türk ve Gürcü milliyetçilerinin oyununu yeniden oynamaya mahkum edilirler. Birgün ‘hayal edilen’ Laz toplumunu oluşturmada başarılı olabilirler (Anderson, 1993), ama bu, öyle dizayn edilen, halkların gerçek tarihlerini içeren kompleks kültürel akımlarla çok az bağlantılı bir yapı olacaktır.



1- İngilizce metinde Laz yerine Lazi lullanılmıştır. Yazar, bu konuyla ilgili açıklam yapıyor (çn.). Bkz. Meeker, 1971,s.321; Feurstein- Berdsena, 1987, s.s.36; Benninghaus, 1989, s.497
Lazların kendilerini tanımlamak için Moxti Laz terimi kullanıklarına ilişkin delil bulamadığımdan, Bennighau’un önerdiği bu terimi makalemde benimsemiyorum(Bkz. Benninghaus,1989, s.497)
2- Feurstein’in Bizanslı yazarlara yönelik müphem referansı burada hatalı olabilir: Bryer’e göre, Trabzon’u bir Lazlimanı olarak tanımlayan 10.yüzyıl Arap coğrafyacısı Abul Feda idi. (Bryer,1966,s.179)
.....
* Ildiko Beller Hann, Canterbury, Kent Üniversitesin'nde halen öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Bu, makale, 1992-93'de Chris Hann ile ortaklaşa yapılan çalışmasının bir sonucu olarak kaleme alınmıştır. Çalışma, Büyük Britanya Ekonomik ve Sosyal Araştırma Konseyi tarafından desteklenmiştir.

 

Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle LAZLAR

 

Ali İhsan Aksamaz tarafından kaleme alınan kitap Sorun yayınları tarafından Haziran 2000'de yayınlanmış, Hopalı Faik Efendi, İskender Sitaşi, George Dumezil ve Wolfgang Feuerstein'e adanmış. Bunlardan sonuncusu olan Alman Wolfgang Feuerstein ile ilgili, Alman istihbarat teşkilatını elemanı olduğu yönündeki iddialar bu kitaba da dikkatli yaklaşmamızı gerektiriyor.

Bu kitabın başlıca iki önemli artısı mevcuttur. Biri, Gürcistanlı iki yazarın kaleme aldığı "Lazların Tarihi" adlı kitapta ortaya atılan "Lazların Gürcü olduğu" şeklindeki iddiayı reddetmesidir. Esasen ilmi bir temeli olmayan bu iddia salt Gürcistan politikasını gütmekten ileri gitmiyordu.

İkinci artısı ise, Lazlara ve Doğu Karadeniz Bölgesi'ne yönelik "Pontus" iddialarına gerekli cevabı vermiş olmasıdır. Yazarın kitabında yer verdiği ve Mahmut Goloğlu'nun Löba'dan naklettiği şu alıntı, Pontus meselesinde ve yerli (otokton) halkların Türklüğü konusunda yeterince açıklayıcıdır:

"Löba diyor ki; 'Mitridat Pont ülkesine geldiği zaman, bu bölgede oturmakta olan halk üç bölümdü. Birincisi İranlılar ki, bir takım tapınak kahinleriyle soylu kişilerden ibaretti. İkincisi Yunanlılar ki, kıyı illerinin şehirlerinde oturuyorlardı. Üçüncüsü Turanlılar ki, çok eskiden beri burayı vatanları yapmış olan bölgenin asıl ahalisi idiler.' Löba, Pontos halkının genel durumunu böylece özetledikten sonra, Turanlı dediği yerli halkın ünlü uluslarını da sıralamakta ve bunların (Alazonlar, Amazonlar, Beşirler, Busirler, Tibarenler, Tirallar, Halibler, Sanlar, Katagonlar, Marlar, Makronlar, Mosinekler) olduğunu söylemektedir.'"

Nakledilen bu metin ile Doğu Karadeniz yerli halklarının "Turanlı" yani Türk olduklarını ifade etmiş oluyorlar. Burada geçen "San" halkının Lazların Gürcüce adı olan "Çan" adından başkası olmadığı anlaşılıyor.

Lazlar ve Megreller

Lazlşarın Gürcü yahut Elen (Rum) olmadıklarını tespit ederek sağlıklı bir yola giren Ali İhsan Aksamaz, "Lazlar (=Megreller)" ifadesi ile yanlış bir yola girmekten kurtulamamıştır. Lazca ile Megrelce'nin Güney Kafkasya dil grubunda olmaları, Lazların Megrel olmasını gerektirmez. Nasıl ki, Güney Kafkasa dil grubunda Gürcüce ve Svanca varken, Lazlar Gürcü yahut Svan değillerse, Megrel de değildirler.

Yazar, Lazca ve megrelce'deki benzer kelimeleri alt alta sıralayarak karşılarına Türkçe karşılıklarını yazmış ve bu suretle lazca'nın Türkçe'ye uzak ama Megrelce'ye yakın olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. (s.116) Halbuki Lazca ile Türkçe'deki müşterek kelimeleri alt alta sıralayıp, yanına Megrelce karşılıklarını yazsanız, bu defa Lazca'nın Türkçe'ye ne kadar yakın olduğunu ortaya koymak mümkündür. Çünkü Lazca'da Türkçe, Megrelce, Gürcüce, Abhazca, Rusça, Farsça ve Arapça pek çok kelime mevcuttur. Ama yine de Lazca'nın Megrelce ve diğer diyalektlerden ayrı; kendi başına bir diyalekt olduğunu kabul etmek gerekir.

Bugün toplumların kimliği, onların kültürü ile tespit edilmektedir. Lazlar, Müslüman bir toplum olarak, ahlak, gelenek ve estetik bakımdan Megrellerle özdeşlik göstermezler. Ama bütün bu kültürel değerler bakımından Türk toplumu ile tamamen özdeştirler. Üstelik "millet" olmanın temel vasıflarından biri olan "tarih birliği" noktasında Lazlar Osmanlı-Türk tarihi ile ve ortak gelecek anlayışı bakımından da Türkiye ile özdeşleşmişlerdir.

Buna karşılık Megreller de din, tarih ve kültür bakımından Lazlarla tamamen ayrıdırlar. İşte bir Megrel olan Zviad Gamsahurdia, Gürcistan milliyetçiliğinin liderliğini yapmış, Megrellerin Gürcü olduklarını savunmuş ve bu fikirleri uğrunda ölmüştür. (s.107)

Bizim tespitlerimize göre, Sovyetler yıkılmadan önce Marksist eğilimlere sahip olanlar, o dönemden edindikleri Türkiye karşıtlığını bir başka biçimde devam ettirmenin yolunu Lazları Türkiye'den ayrı (Megrel, Gürcü vb) göstererek bulduklarını düşünüyorlar. Ali İhsan Aksamaz'ın Lazlarla ilgili bazı yazılarını Özgür Gündem adlı Marksist-Kürtçü-Bölücü gazetede yayınlaması bu bakımdan ipucu verici niteliktedir.

Ayrıca, Ali İhsan Aksamaz'ın kitabının sonunda, Türk basınında Lazlarla ilgili ne yazılmışsa hemen hepsinin okunabilecek şekilde kupürüne yer verildiği halde, Ardeşen'li yazar Sayın Sebahattin Önkibar'ın "Lazistan Safsatası" başlıklı makalesine ne hikmetse yer verilmemiştir. Bu durum da kitabın ve yazarın tarafsız olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

Osmanlı ve İslam

Kitap, Wolfgang Feuerstein'e dayanarak Lazların 1461 Osmanlı Fethinden sonra Müslümanlıkla tanıştıklarını yazmakta ve yanılmaktadır. Çünkü 1486 tarihli Osmanlı Tapu Tahrir Defterinde bazı Laz köyleri için "kadim (eski) Müslüman" tabiri kullanılmaktadır. Bununla birlikte,Lazların Osmanlı tarafından zorla Müslüman'laştırıldıkları iddialarını reddetmekle doğru bir yaklaşım benimsemiştir.

Ruşen Çakır'a atfedilen şu paragraf ise gerçekten üzücüdür: "Lazların kendi dillerini konuşan Megrel -Lazlarla kucaklaşmaları ve aynı değerleri paylaştıkları Gürcülerle tanışmaları 'kültürel gelişme' açısından olumluluklar göstermektedir. Gürcistan'a yüksek öğrenime giden Laz gençlerinden bazılarının, atalarının eski dini olan 'Hıristiyanlığı' yeniden seçmeleri ise gözlenen olgulardandır."

Buradaki vahim ifade Gürcistan'a öğrenim için giden bazı Laz gençlerin Hıristiyanlığa girdikleri iddiasıdır. Üstelik yazar Hıristiyanlığı "atalarının eski dini" ifadesiyle sevimli göstermeye çalışmaktadır. Bu ifadeler ve bu bilgiler bizleri derinden üzmüştür. Bir bilginimizin dediği gibi; 'Hıristiyanın alimi islamı seçer, Müslüman'ın ise ancak cahili Hıristiyan olur." Buna göre İslamı bilen bir Müslüman'ın asla Hıristiyanlığa veya bir başka dine girmeyeceği açıktır.

Yukarıdaki paragraftaki bir başka saçma ifade de; 'aynı değerleri paylaştıkları Gürcüler' şeklindeki ifadedir. Bilindiği gibi Gürcüler Hıristiyan'dır ve ahlaken de Lazlarla hiç bir ortak hususiyetleri yoktur. Acaba "aynı değerleri paylaştıkları" bilgisi nereden çıkarılmaktadır. Lazca ve Megrelce'nin iki farklı dil olduğunu daha önce ifade ettiğimiz için yukarıdaki paragrafta geçen ifadenin cevaplandırılmış olduğunu varsayıyoruz.

Lazca Alfabe ve Wolfgang Feuerstein

Bir kısım kaynaklarda Arhavi'li Fahri Lazoğlu tarafından hazırlanan Lazca Alfabeden bahsedilmektedir. Başka bazı kaynaklarda ise, Alman Wolfgang Feuerstein'in uzun süredir Lazca Alfabe üzerinde çalıştığı bildirilmektedir. Aksamaz'ın kitabı bu alfabe çalışmasına bir ara başlık ayırarak vermektedir. Ara başlık şu şekildedir; "1984 Lazuri Alfabe ve Fahri Lazoğlu/Wolfgang Feuerstein"

1984'te Feuersein ve Fahri Lazoğlu adıyla ve "Lazuri Alfabe" adı altında yapılan yayın, Aksamaz tarafından; "Lazca'yı yazı dili hakline getirme çabaları" olarak ifade edilmektedir. Ancak bilinmektedir ki, Feuerstein adlı kişi, "Alman İstihbaratının Lazlar Üzerine Oyunları" başlıklı yazımızda ortaya konulduğu üzere, Alman istihbaratı tarafından Lazları yönlendirmekle görevlendirilmiş tehlikeli bir kişidir. Aslında sözkonusu alfabe onun bir çalışmasıdır. Fakat Lazlardan tepki almamak için Arhavi'li bir Lazla birlikte hazırlanmış izlenimi verilerek yayınlanmıştır.

Kitapta Feuerstein hakkında ayrıca şu bilgi verilmektedir: "1992'de Almanya'da bir grup Laz aydını tarafından kurulan ve başkanlığını Lazolog Wolfgang Feuerstein'in sürdürdüğü Güney Kafkasya Dilleri ve Kültürleri Derneği ve başkanlığını Selma Koçiva'nın yaptığı Laz Dili ve Kültürünü Yaşatma ve koruma Birliği de önemli kurumlardır."(s.26)

Kitabın Bilimselliği; Alıntıları

Ali İhsan Aksamaz'ın yazdığı kitap çok önemli bir bilimsel hata yapmıştır. İlmi araştırmalarda, başka yayınlardan aynen alınan ifadelerin muhakkak "tırnak içinde" verilmesi gerekir. Halbuki Ali İhsan Aksamaz, yaptığı uzun alıntıları tırnak içinde vermeyerek sanki kendisi yazmış gibi okuyucuya aktarmıştır.

Mesela kitabın "Kültürel Yaşam" başlıklı bölümündeki "Lazlarda Yapıcılık", "Doğum" ve "Ölüm" bölümleri, tamamen Muhammed Vanilişi & Ali Tandilava'nın "Lazların Tarihi" kitabından alınmıştır. Toplam 17 paragraf olan bu alıntılardan hiç biri "tırnak içinde" verilmediği gibi, sadece birinde alıntı yapılan kitaba dipnot verilmiştir.

 

Coğrafi dağılım

Doğu Karadeniz sahilinde Rize 'nin Pazar ilçesinde Karadeniz'e dökülen Melyat deresinin doğu kıyısından itibaren Gürcistan sınırında ikiye bölünmüş Sarp [5] köyüne dek uzanan köylerde Pazar [6](Lazca Atina ), Ardeşen (Artaşeni), Fındıklı (Viçe), Arhavi (Arkhabi), Hopa , İç bölgelerde ise kısmen Borçka [7], Çamlıhemşin ilçelerinde, ayrıca 19. ve 20. yüzyıllarda göçmen [8] olarak yerleştikleri Batı Karadeniz ve Marmara bölgesinde Akçakoca , Bolu , Bursa , İstanbul , Sakarya ve Zonguldak şehirlerinde, 1970'li yıllardan itibaren işçi olarak gittikleri Almanya 'nın çeşitli kentlerinde yaşamaktadırlar

Ana Vatanlari

Lazistan (Lazca: Lazona; Gürcüce: ჭანები / Çaneti ya da ლაზები / Lazeti), genel anlamda Lazların yaşadığı topraklara denir. Karadeniz’in güneydoğu kıyılarını kapsar.Nüfusu 3-4 milyon arsi.Yüz ölcümü yaklasik 41.119km².Osmanlı döneminde bu topraklar, Lazistan sancağı adıyla idari birimdi. Günümüzde Trabzonun bir kismi ve Rize ili ile Artvin ilinin bir bölümünü ve Gürcistan’ın Acara özerk cumhuriyetindeki toprakların küçük bir kısmını kapsar. Önceleri Batum, Batum’un Rusların eline geçmesinden sonra Rize kenti, Lazistan sancağının yönetim merkezi oldu. Lazistan, eski çağlarda Kolheti’nin (Kolha, Kolhis), daha sonra Egrisi’nin bir parçasıydı. Bölge, 1578 yılına kadar Gürcistan’ın sınırları içinde yer alıyordu. 1578’den Çarlık Rusya’sının eline geçtiği 1878’de değin Osmanlı sınırları içinde yer aldı. 1921 yılında Lazistan topraklarının büyük bölümü Türkiye, küçük bölümü Gürcistan sınırları içinde kaldı. Buna karşın Lazistan, Trabzon vilayetinin sancağı olarak varlığını korudu. 1920’de, Doktor Abidin Bey (Atak), Esat Bey (Özoğuz), İbrahim Şevki Bey, Necati Bey (Memişoğlu), Osman Bey (Özgen) ve Ziya Hurşit, Lazistan(doğu karadeniz) milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne katıldılar. 1923’te Lazistan sancağının yerine Rize ili kuruldu.

Dil

Lazca (Lazuri nena) Güney Kafkasya dil ailesinden Zan ve Kokhian kolundan Gürcüce , [[Svanca],[türkçe],[rumca]] ama özellikle Megrelce ile oldukça yakın bir dildir. Türkiyede kendini Laz olarak isimlendiren insanların tamamı anadilleri türkçeyi kullanmaktadırlar çok küçük bir kısmı ise lazca olarak isimlendirilen [rumca,türkçe,ve gürcüce]nin karışımı ile oluşan lazcayı bilmektedirler. Köklü bir sözlü geleneğe sahip Lazca'nın yazılı bir dili bulunmamaktadır. Antik Lazkiye kırallıgının hüküm sürdüğü bu topraklar zengin sözlü bir edebiyata sahiptirler bu destan, masal ve şiirleri ancak 20. yüzyılda yazıya dökülebilmiş, 1984 yılında Fahri Kahraman tarafından laz olarak isimlendirilen bu karadeniz türklerini milletine küstürmek ve ayrı bir ırk oldugunu halka benimsetip ayrılıkçı fitneler sepe bilmek için dış güçlerinde yardımlarıyla bazı girişimlerde bulunmuştur.Bunlar Dumezil'in transkripsiyon sistemine dayanan Latin tabanlı bir alfabe önerilmiştir. Ve doğu karadenizde yaptıgı bazı antik kent kalıntılarında bulduğu kalıntılardaki yazıları lazca olarak okumuş ve bunların lazların atalarına ait oldugunu idda etmiştir.

Gürcistan'da yaşayan Lazlar ise dillerini Gürcü alfabesi ile yazmaktadır. Doğu karadenizde kurulan antik lazkiye krallığındaki insanların ataları oldugu sanılan Kolhların yazılı dilleri olmamasına rağmen, incelenen antik çağa ait mezarlarda Laz asillerin adlarının Yunan alfabesiyle yazıldığı ve kullanılan dilin gürcüce ve rumcanın karışımı birdil oldugu görülmüştür [9] günümüz lazca ise [türkçe],[rumca],[gürcüce]ve azda olsa[ermenice]'den ödünçlenmiş çok sayıda kelime barındırmakta ve kendi içinde bir kaç lehçeye ayrılmaktadır. ama asıl lazca ve bu dili konuşan lazlar osmanlını bölgeyi fet etmesi ile zamanla bölgeye gelen müslüman türk boyları arasında eriyip türk halkları arasına katışmışlardır günümüzde bu insanların torunları hala mevcut olmaktadır ama safkan laz bulunmaktadır bölgede kendini türk olarak görmeyen ve laz olarak kabul eden 7 8 bin kişi vardır bunlarında islamı kabullenmemiş rum kökenli insanlar oluşturmaktadır.Cumhuriyet döneminde Türkçe'nin Trabzon ağzının yaygınlık kazanmıştır. [10]

Aşağıda kolaylıkla öğrenebileceğiniz,birkaç Lazuri(Lazca) cümle.

Evet = Ho

Hayır = Var

Ben = Ma

Sen = Si

Senin = Skani

Benim = Çkimi

Merhaba = Gegeacginas/Xela do k’aobate

İyi günler = Kai dğalepe

İyi akşamlar = Kai serepe

Hoşgeldiniz = Kai moxt’it

Teşekkürler = Mardi (მარდი)

Çok teşekkürler = Didi mardi

Nasılsın = Muç’ore

İyiyim = Kai vore

Çok mutluyum= Dido xelebas vore

Allah iyilik versin = Ğormotik kaoba mekças

Nerelisin? = Sonuri re?

Trabzon = T’amt’ra

Türkiye = Turkona

Almanya = Cermanya

Abhazya = Saapxazo

Yunanistan = Xorumona

Erkek = Biç’i

Kız = Bozo

Kitap = Supara

Arkadaş = Megabre

Aşk = Qoropa

Ne işi yapıyorsun? = Mu dulya ikim?

Lazca biliyor musun? = Lazuri gişkuni?

Adın nedir ? = Skani coxo muren?

Seni seviyorum = Ma si maoropen

Sensiz ben ne yaparım = Uskaneli ma mu p’are

hamsi = kapça

Din

Roma İmparatorluğu döneminde MS. 5 yüzyılda Paganizm 'i terkederek topluca Hristiyanlığa geçen Lazlar 16. yüzyılda Ortodoks Hristiyanlıktan İslam 'a toplu olarak geçmişlerdir. Günümüzde kendini Laz olarak gören tüm doğu karadenizliler Hanefi mezhebinden sünni müslümandır

Kültür

Küçük bahçesinde kendine yetecek miktarda mısır , karalahana , kendir , patates , fındık , meyve, salatalık ekiminin yanısıra evinin altındaki ahırında küçük çaplı hayvancılık , balıkçılık , kuş avcılığı ,antik çagda geleneksel Laz meslekleriydi.Günümüzde ise karadeniz deki lazlar[türkler] 1930'lu yıllardan itibaren bölgede ekimine başlanan çay tarımı Laz halkının sosyo-ekonomik seviyesini yükseltmiş, başta İstanbul olmak üzere göçtükleri büyük şehirlerde küçük esnaflık yapabilecek sermaye oluşturabilmelerine yardım etmiştir

Giyim

Laz erkeğinin[antik çagda yaşayan lazlar ile ilgili veri bulunmamaktadır bu giyim tarzı türkleştikten sonraki giyim tarzlarıdır] geleneksel kıyafeti Samsun - Batum arasında Osmanlı döneminde giyilmiştir Laz kıyafeti olarak adlandırılmıştır: Başta kabalak, kukul adı verilen siyah başlık, zipka adı verilen siyah körüklü şalvar, çuğa adı verilen burnu kalkık çarık, omuzbaşları ve diresklerine meşin şeritler dikilmiş siyah aba ceket, belde kalça üzerinde şal (trablus ya da lahor) kuşağı, çerkes kemeri, ayrıca akssuar olarak yağdanlık, kama, pazubent, hamayıl, zincir. Laz kadını[karadeniz türkü], Anadoludaki türk kadınından farklı olarak şalvar giymemekte eteğine ortkapu adı verilen bir kemerle bağlamakta, başını keşan veya dülbentle örtüp, beline fota adı verilen peştemali sarıp, boyunlarına altın liralar takmaktaydı.

El sanatları

Osmanlı döneminde Lazistab bölgesindeki insanlar inşaat ustalığıyla ünlü olup sanatlarını 1917 Ekim Devrimi'ne dek çalışmak amacıyla gittikleri Rusya ve Anadolu'da icra etmekteydiler. Kesme taş veya tamamen ahşap malzemeden yapılan (ahşap-çatma) geleneksel Laz evleri, kışlık tahılı saklamak amacıyla kullanılan serenderler ve ahşap oyma sanatının icra edildiği yapıların ayakta kalabilmiş örneklerine bölgede halen rastlanmaktadır. Yakın zamana değin gerçekleştirilen, şekil, büyüklük ve kullanım amacına göre hentskeli, kalati, gudeli olarak adlandırılan sepet örme sanatı da günümüzde terkedilmek üzeredir

Mutfak

Geleneksel Laz mutfağının temel besin ögeleri Trabzon ve Rize 'de günümüzde olduğu gibi mısır, karalahana ve hamsi olmakla birlikte geleneksel pişirme teknikleri ve pek çok özgün yemek değişen yaşam koşulları sebebiyle terkedilmiştir. laz[doğu karadeniz] mutfağının en çok bilinen yemekleri şunlardır: Çirbuli , Pilavi , Makarina , Kveli kağimağoni , luku , Ağani lobia , kumhi lobia , kotumeşi dolma , Princoni , papa (mamalika ), bureği ,baklava , patlicani tağaneri , patlicaniş dolma , mtkui patlicaniş giyai , turşi tahaneyi , kabağiş sutli , termoni

Müzik ve halk dansları

Şimşir kaval ve kemençenin seyrek de olsa kullanımına karşın temel geleneksel enstruman tulum , geleneksel halk danslarının yegane adı ise horondur . Laz ve Hemşin horonlarının Trabzon horonlarından başlıca farkı horonlara sözlü iştirak edilmesi ve omuz silkme figürünün eksikliğidir

Avcılık

Laz[doğu karadenizliler] balıkçısı feluka (< filika )adını verdikleri av kayıklarını kendileri inşa etmekte, ağlarını kendileri örmekteydi. Laz balıkçılar zargana , hamsinin yanısıra çakmaklı tüfeklerle 1970'lere dek yağı için yunus balığı avlamışlardı. Lazlar[dogu karadenizliler] aynı zamanda ağ kullanarak ya da atmaca evcilleştirerek kuş avlama sanatında da ustadırlar

Grup kimliği

Etnik bir terim olarak Laz kelimesi, ilk olarak Pliny ’nin Naturalis Historia adlı eserinde geçmekte olup, Prokopius’un da belirttiği gibi birden fazla Kolhis kabilesi tarafından zamanla benimsenmiş bir isim olmustur [19]. Bu yüzden Lazca konuşan halk dışında Samsun - Rize arasında ana dili Türkçe ve rumca olan ve otokton yerli olması muhtemel [20] halklar da tarih boyunca Laz, Lazi olarak adlandırılmıştır. Bizans, Osmanlı dönemi hatta günümüz Türkiyesin'de süren bu kavram karmaşası Ignácz Kúnos gibi dilbilimcileri bile (1891) Lazca konuşan halk bölgeniz islamlaşıp türkleşmesi ile yavaş yavaş milli bilinçlerini kaybetmilerdir ve türklerin arasında kaynayıp kaynaşmışlardır ve türklügün ana unsurlarından olmuşlardır. ref> , osmanlı döneminde ortak bir kültür ve kimliği tanımlayan Laz terimi 1923 mübadelesiyle Yunanistan'a göçen Pontus Rumlarının "Pontuslu" Samsun-Rize arasındaki müslümanların ise "Karadenizli" [21]terimlerini benimsemesiyle kendiliğinden çözülmüş görülmektedir

Kaynakça

Özhan Öztürk . Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayıncılık. İstanbul, 2005 P.Alford Andrews , Türkiye’de Etnik Gruplar. Ant Yayınları. İstanbul, 1992 Ahmet Mican Zehiroğlu , Antik Çağlarda Doğu Karadeniz. Çivi Yayınları. İstanbul, 2000 Anthony Bryer . Some notes on the Laz and Tzan. In: Bedi Kartlisa, 21/22: 174-185 (I),Paris, 1966-67 M. E.Meeker , 1971. “The Blacksea Turks: Some Aspects of Their Ethnic and Cultural Background”. International Journal of Middle East Studies. Vol 2 (4) pp. 318-345 W. Feurstein , 1983. “Untersuchungen zur materialen kultur der Lazen” Yayınlanmamış yüksek lisans tezi. Universität Freiburg Niko Marr 1910b. “Türkiye Lazistan’ına bir Gezi”. Mjora I (2000) ss. 61-67 Ali İhsan Aksamaz , Dil - Tarih - Kültür - Gelenekleriyle Lazlar. Sorun Yayınları. İstanbul, 2000 Muhammed Vanilişi - Ali Tandilava . Lazların Tarihi, Ant Yayınları. İstanbul, 1992 Adem Işık . Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi. Türk Tarih Kurumu .Ankara, 2001

 

Derleyen : Recep ÖZTABAK

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

LAZ TARİHİ ,LAZLARIN TARİHİ EN DETAYLI MAKALE YAZILARI . I . BÖLÜM

31/10/2007

LAZLARIN GERÇEK TARİHİ - LAZ TARİHİ - KÜLTÜR VE BİR ÇOK MERAK EDİLENLER ,ÇEŞİTLİ MAKALE VE İNCELEME YAZILARAI TEK SAYFADA

 

 

Sevgili dostlar laz tarihinde bir karmaşa ve bilgi bulanıklığı olduğu kesin dahası her kafadan bir ses çıkıyor olunmak istendiği gibi. Ben deniz ; bu tarihi incelemelerin doğruluğunu iddia edenlerden azla değilim,amacım var olan belge ve bilgileri tek adres ve sayfada toplayarak meraklarına tercüman olmak kişisel dileğimin Laz kültüründen bize miras kalan değerleri en azından yaşabilmek ve gelecek nesil e de yaşatabilmek bu mirasın en önemli ayağı elbette laz dilidir.

Saygı ve sevgilerimle

 

Recep ÖZTABAK

 

NOT:Konuyla ilgili laz tarihine ışık tutacak bilgi belge ve farklı araştırma yazılarınızı yoruma eklerseniz ; yazıma yer vereceğimizi belirtmek isterim

 

--- GENEL KANI LAZ TARİHİ ---

Orta Asya'dan batıya doğru göçlerin tarihi çok eskidir. M.Ö. 2000'lerde atlı-göçebe hayat süren, at eti yiyen, kısrak sütü içen Türk asıllı KIMMERLER göç ederek Kafkas sıradağları ile Karadeniz'in kuzeyine yerleşmişlerdir.

Soydaşları Kımmerler gibi yaşayan ve sonraki Oğuzlar (Türkmenler)'ın ataları olan SAKALAR, M.Ö. 720 yıllarında Hazar Denizi kuzeyinden gelerek Kımmerler'in ülkesini işgale başladılar.

Hakimiyetlerini Doğu Avrupa'ya kadar yayan Sakalar, M.Ö. 680 yılında itaat etmeyen son Kımmerler'i de kovalayarak Kafkas Geçitlerini aştılar ve Azerbaycan, Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine yayıldılar.

M.Ö.120 yıllarında Sakaların Arşak kolundan gelen Val-Arşak'ın oğlu Arşak, yendiği Pontluları baskı altında tutabilmek için Kafkas Geçitleri ötesindeki Bulgarlardan (Balkar Türklerinden) kalabalık bir kolu ülkesine getirterek Buğdayı bol düzlüklere (Bayburt çevresine) ve Çoruh solundaki dağlara yerleştirildi. Bu yüzden Bayburt-İspir kuzeyindeki sıradağlara Balkar'dan hece kayması ile "Barkal" ve buradan güneye esen yele de "Barkal-yeli" denilmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Barkal Dağı'ndadır.

Lazlar Ve Hemşenlilerin Rize'ye Yerleşmeleri


Türklerin "sarı saçlı, gök gözlü" sarışın ve kumral Kıpçaklılar kolundan gelen Lazların ataları, ikiz-adlı olarak tanınmıştır. ALAZAN = Alazlar, LAZLAR, ÇANARLAR şeklinde anılmışlardır. M.Ö. V. yüzyılda Herodot İskitlerin (Sakalar) ekincilikle uğraşan Alazon (Alazlar) boyundan bahseder. İslam kaynakları ve Ermeni kaynakları bu savaşçı ahaliyi Sanarlar veya Çanarlar olarak kaydederler.


M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan Romalı PLINIUS, Karadeniz'in doğu kıyısında Lazlar adlı bir kavim yaşadığını bildirir. M.S.131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan Romalı ARRIANNOS Sokum'a kadar hakim olan Lazlar ve kralları Malasus'tan bahseder.


Böylece, biri Karadeniz'in kuzey batısında Bucak kesiminde, biri doğusunda Abaza-Megrel arasında ve biri de Kuzey Azerbaycan'da Şirvan batısında İki Alazan boyunda olmak üzere üç bölgede Alazon, Çanar ve Laz kollarının dağılarak yaşadığını görüyoruz. Bunlardan Karadeniz'in kuzeyindeki kolun 958 yılında Hazar Kağanı Yusuf'un ünlü mektubunda bir hazar uruğu olarak "Çan" veya "Çanar" adının bir şekli olarak "Zanar" deyimini hem Lazlar hem de göç ederek boşalttıkları bölge adı olarak kullanmaktadırlar.

Ruslar ve Gürcüler, Lazların Müslüman Gürcü ve Megrel soyundan olduğu yalanını Ansiklopedilere ve okul kitaplarına yazmışlardır. Lazların, 1555'te kayıtlı bilgilerde açıkça görüldüğü gibi eşlerinin ve çocuklarının namusuna sahip olmayan Gürcü-Megrel kültürü ile bir ilgilerinin olmadığı sosyolojik olarak da açıkça ortadadır. Namusu için adam öldüren bir anlayışa sahip olan Lazların bunlarla bir alakasının olmadığı açıktır.

Rize Adının Menşei


Sakaların Kahalyb boyundan kalma olarak ERİZA/EREZ şeklinde idi. Alaz adının başındaki A sesi yutularak Laz biçiminde söylenmesi gibi, Rize'de Eriza'dan türemiştir.

 

Ildiko Beller Hann - Göre

LAZLARIN TARİHİ



Etnik konuların önem kazanması artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki eski politik sınırların yeniden çizilmesi, yeni bağımsız ‘ulus devletlerin’in sayısında dramatik bir çoğalmayı sağlamıştır. Kültürel ve etnik bilincin ortaya çıkması, Sovyetler Birliği veya başka bir yerdeki, belirli derecede otonomiyi önceden kullanabilme yeteneğine sahip olan sayıca daha büyük gruplarla sınırlı değildir. Daha küçük gruplar da derinden etkilenmiştir. Yakın zamana kadar etnik bilinç etnik bilinç belirtisi göstermeyenler bile.
Bu makalenin konusu, Türkiye’nin kuzeydoğu köşesinde yaşayan Lazlardır. Tarihleri ve etnik kimlikleri, çeşitli çağdaş yazarlar tarafından çelişkili ele alınma konusu olmuştur. Son aylarda Laz entellektüelleri, Lazların tarihinde şimdiye kadar benzeri olmayan bir hareket, kültürel tanıma için bir çalışma başlattılar. Kendi kültürel miras ve tarihlerine olan yeni bir ilgi, belirli bir derecede Gürcüstan ve eskiDoğu Bloku ülkelerinde başka yerlerdeki olaylardan etkilenmiş olabilir ama diğer etkiler de bu duruma katkıda bulunmuştur.
Laz tarihi ve kimliğini oluşturmaya yönelik çeşitli girişimleri inceleyecek ve bu konularda yerel tavırları da tartışacağım. Bu makale, parçalanmış ve çok sayıda küçük gruplar arasında bilekültürelbilinci arttıracak yeni ideolojilerin bina edilmesinin nasıl mümkün olduğun bir çerçeve çalışması olarak tasarlanmıştır. Etno-milliyetçi hareketler ve daha genel olarak etnik çekişmelerin incelenmesi için bir karşılaştırma olabilir.
Bildiğim kadarıyla, şimdiye kadar Lazlar konusunda eleştirel bir değerlendirme girişimi olmamıştır. Zira daha aşırıya kaçan görüşlerin bazı temsilcileri, diğer araştırmacılar tarafından ciddiyetle hiç ele alınmamıştır. Bilimsel kesinlik ve geçerliliklerine bakılmaksızın bu alandaki bütün görüşler göz önünde bulundurulmalıdır. Böyle ‘tarih’lerin yaratıcıları, uluslararası bilimin ayrı dünyası tarafından ciddiye alınmamalarına rağmen, kendi ülkelerinde çok ciddiye alınabilirler ve yerel grupların etnik bilinci yanı sıra ulus devletlerin ideolojisi üzerine aşırı etki ederler.
Lazlar (1), Kafkasya orijinlidir. Megrelce ve Gürcüce’ye akraba olan dillerini (Lazuri Nena) günümüze kadar korumuşlardır. Lazca konuşanların sayısıyla ilgili resmi istatistik veriler bulunmamasına rağmen, bütün olarak bu dili konuşanların sayısı 250.000’den daha fazla gözükmüyor. Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyıları boyunca olan yerleşimleri, Batı Anadolu’daki bazı muhacir köylerini, Türkiye’nin büyük çaptaki diaspora’yı ve Gürcistan’da yaşayan az sayıdaki halkı kapsar (Feurstein, 1983, s.26, 1992,s.206, Andrews, 1989,s. 430-433).
(Osmanlı) Lazistan(ı), politik ve idari bir birim olarak, tarih boyunca değişen sınırlara sahip olmuştur. (bkz. Bryer, 1966, 1980). Bununla beraber, Lazca’yı konuşanların çoğunun yaşadığı bölge, Doğu Karadeniz kıyılarının hemen hemen daha kısa uzantısıyla sınırlıdır. Yani, doğuda Sarpi sınır köyü ve batıda Pazar’ın Melyati köyü arasında. Kuzeydeki doğal sınır Karadeniz ile oluşur. Güneyde ise denk bir rol Kaçkar dağlarına atfedilebilir. Br yer’e göre, Lazların anavatanlarının Abhazya’Nın kuzeydoğu sınırlarında uzanması mümkündür. Bazı klasik dönem coğrafyacıları ‘Lazları Kolhlar ile bir tutarlar. Bunun, Karadeniz’in doğu hilali halklarını işaret eden geniş bir terim olduğunu da not eder (Bryer, 1966,s.175). Kaçkar dağları, Karadeniz Bölgesi ve Anadolu platosu arasında gerçekten doğal bir coğrafi sınır teşkil ederken, kuzeydeki meyilli, bir dereceye kadar Laz köylerinden daha yukarıda Hemşinliler yaşadığı için etnik sınırları göstermezler. Hemşililer de Lazlar gibi Müslümandırlar ve en azından bazı yerlerde dillerini ve grup kimliklerini korumuşlardır. Hemşinliler, geleneksel hayvancılıkla ilgili hayat tarzıyla bağlantılı olarak, “Kıyı Lazları” esas olark tarımcı ve balıkçı yaşam tarzlarıyla anılmıştır. Bununla beraber, Bryer şunları belirtiyor:
“...Doğu ve orta Pontos Lazları ve kıyı vadileri Grekleri arasındaki en büyük fark etnik değil ekonomiktir. Prokopyus’un zamanından bu yüzyıla kadar, kıyı halkı büyük ölçüde tarımcıyken, Lazlar ekseriya hayvancılıkla ilgiliydiler” (Bryer, 1966, s.180).
Feurstein’e göre Bizanslı ve diğer yazarlar, Trabzon’u bir Laz lianı olarak yanlışlıkla andılar ve bu yanlışlık daha sonra Osmanlı yazarlarıtarafından tekrarlandı (2) (Feurstein, 1983, s.22). Hemşinlilerin bugün yaşadıkları yörede ortaya ilk çıkışlarını, Batı’ya diğer halkların göçüyle tesadüf eden Arap işgalleri zamanlarından başlatır. Araplara karşı doğu sınırında tampon bir bölge yaratmaya istekli Bişzans bu eğilimi destekledi. (Feurstein, 1983,s.21-23). Bryer, Lazlar ve Tzanların güney ve batı Karadeniz kıyıları boyunca sürekli hareketlerini de tartışır (Bryer, 1966,s.174). Bu kolay anlaşılır aykırılıkların ikna edici bir açıklaması, ‘Laz2 teriminin geç Bizans dönemlerinde bazı durumlarda değişikliğe uğradığını belirten Meeker tarafından veriliyor:
“Laz” terimi yabancılar tarafından Pont halklarını topluca ifade etmek için kullanıldı. O yörede yaşayanlar tarafından da, tamamen Bizanslaşmış, Grekçe konuşan Pontikliler’den (Rhomaioi) ayırt etmek üzere, yeterli derecede Bizans kültürü alamamış (Lazoileri) işaret etmek için kullanıldı. (Meeker, 1971,s. 337).
Laz teriminin ilk yüzyılları, onların Hristiyanlığa geçirilmelerine tanık oldu, ama bu